1630
Katip Çelebi

Katip Çelebi

Sesli Dinle

Batı Anadolu, Adalar ve Troas Bölgesi (1630, Katip Çelebi)
Batı Anadolu, Adalar ve Troas Bölgesi (1630, Katip Çelebi)
Katip Çelebi ya da Hacı Halife (Şubat 1609, İstanbul-6 Ekim 1657, İstanbul) tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Türk-Osmanlı bilim adamı. Katip Çelebi, 1624 yılında Abaza Mehmed Paşa İsyanı'nı bastırmak amacıyla hazırlanan ordunun defterlerini tutan birimde (Silâhdar Alayı) yer almış, babası ile birlikte Tercan seferine katılmıştır. 1630'da Hüsrev Paşa'nın maiyetinde Hamedan ve Bağdat seferine katıldı. Kâtip Çelebi bu seferle ilgili olarak, 1632 yılında yazdığı Cihannüma ve Fezleke'de uğradığı şehir ve bölgelerle birlikte, ordu tarafından ele geçirilen şehir, kale ve menzillerin bilgilerini vermektedir. Bağdat Kuşatmasında ordunun defterini tuttu. Seferden sonra tekrar İstanbul'a dönerek Kâdızâde'nin derslerine katılmıştır. Savaş olmadığı zamanlarda, Halep'te kitapçıları ve kütüphaneleri gezerek, eserleri için kaynak toplamıştır. Bütün ömrünü araştırma ve eğitime harcayan Katip Çelebi, 1657 yılında arkasında çok önemli eserler bırakarak vefat etmiştir. Mezarı, Vefa'dan Unkapanı'ndaki Unkapanı Köprüsü'ne inen büyük caddenin sağ kenarında bulunmaktadır:

"Biga Livası
Kaptan Paşa Eyaleti'ne bağlı olan ikinci sancaktır. Buraya hala Paşa sancağı da derler.

Hududu: Batı ve güneyinde Marmara Denizi, kuzey ve doğusunda Karesi bulunur.

Kazaları: İnepazarı, diğer adıyla Ezine, Balya, Biga, Çan, Kazdağı, Kale-i Sultaniye (Çanakkale), Güvercinlik, Lapseki, Kapıdağı ve Marmara'dır.

Özelikleri: Daha önceleri bu bölgenin baş şehri Troya veya Truva denilen şehirdi. Bu şehir, karada Bozcaada'nın karşısında kalıp İstanbul'dan büyüktür. Truva, 492 yılında Hz. Musa'nın vefatından sonra kurulmuştur. İlk kralı Dardanos'tur. Burada kurulan devlet 297 sene yaşamıştır. Şehrin krallarından Aleksandr ibn Bermamot'un oğlu Aleksandır, Mora'nın Mizistre şehrinin kralı Minlayi'ye misafir olduğunda ev sahibinin Helena ismindeki güzel karısına âşık olmuştur. Bu kadını elde etmek için çıkan savaş sebebiyle şehir harap olmuştur. Anlatıldığına göre, Troya Kralı Aleksandır'ın karısı günlerden bir gün hamile iken rüya görür. Rüyasında avret yerinden bir ateşin çıkıp bu şehri yaktığını görür ve rüyasını da krala anlatır. Kral, kadına doğuracağı çocuğun bu şehre ve devlete zarar vereceğini bildirir. Kadın çocuğu doğurduktan sonra kral onu öldürmek ister. Fakat kadın buna razı olmadığından çocuğu bir beze sararak o semtte bir orman içine bırakır. O tarafta bir çoban gezerken bu çocuğa rast gelip alır ve karısına götürür. Evladı olmadığından evladı yerine beleyip büyütür. Çocuk büyüdükçe semtin çocuklarını incitmeye başlar. Halk bu çocuğu krala şikayet eder. Kral bu çocuk ile birlikte çobanı huzuruna çağırarak: "Niçin oğlunu zapt etmiyorsun" diye azarlar. Bunun üzerine çoban, çocuğun kendi evladı olmadığını, falan yerde bir beze sarılı halde bulduğunu, evine götürerek besleyip büyüttüğünü, ancak böyle yaramaz olacağını bilmediğini söyler. Çobanın sözlerini dinleyen kral bu çocuğun kendi çocuğu olduğunu anlar ve çobandan çocuğu alıp sarayına koyar. Bir gün kral ava çıktığında çocuğu sarayda bırakır. Kralın diğer çocuğu ile sarayda kalan bu çocuk "ki kardeşleridir" arasında bir kavga çıkar ve bu çocuk kardeşini öldürüp korkusundan bir küçük kayığa binerek oradan kaçıp Mora'ya gider ve Misitre krallığına misafir olur. Mizistre kralının eşi ve benzeri bulunmayan güzel bir karısı varmış. Çocuk bu kadına âşık olur. Bu sırada Mizistre kralının kendi hâkimiyetinde olan Girit Adası'na gitmesi gerekir. Kral, misafirini evinde bırakıp kendisi birkaç çektiri (kadırga) ile Girit Adası'na doğru yola çıkar. Kral yola çıkmadan önce gerektiğinde Girit'e haber getirmek üzere limanda bir çektiri bırakır. Daha sonra misafir olan bu kişi kralın karısının gönlünü yapıp Troya şehrine yani babasının ülkesine gitmeye karar verirler. Kadın kendi mücevherleriyle birlikte yüklüce altın alarak limanda bırakılan kadırgaya binip bu adamlar ile beraber Troya'ya doğru yola koyulur. Troya'ya geldiklerinde çocuğun anne ve babası sevinirler. Zira kardeşini öldürüp kaçmasının üzerinden çok zaman geçmiş ve olay unutulmuştur. Ondan başka da çocukları olmadığı için buna hasret çekmekte imişler. Bu sebeple memnun olurlar.

Çanakkale Boğazı ve Çevresi (1617, Fynes Moryson)
Çanakkale Boğazı ve Çevresi (1617, Fynes Moryson)
Mizistre kralı Girit'ten döndüğünde karısının misafiri ile Troya şehrine gittiğini öğrenir. Hemen yola çıkar ve kendisinin de bağlı olduğu Troya kralına gelip, karısını oğlundan alıp kendisine vermesini rica eder. Troya kralı bu ricayı kabul etmez ve Mizistre kralını öldürmek ister. Bu durumu, Troya'da bulunan Mizistre komutanı krala haber verir. Komutan krala "Ne duruyorsun, kral seni öldürmek istiyor. Daha fazla bekleme, Mora tarafına çekil git. Sana bir gemi vereyim" deyince o da ölüm korkusuyla bu sözü dinler ve Misitre'ye gider. Ülkesine varınca etrafındaki krallara durumu haber verir. Nihayet onlarla birlikte büyük bir ordu toplayıp karadan ve denizden Troya şehrini kuşatırlar. Ancak Troya şehrinin kalesi sağlam ve halkı kalabalık olduğundan zapt edemezler. Kuşatmanın onuncu senesinde bilge birisi tahtadan ilginç ve büyük bir at heykeli yapar ve içerisine cesur birkaç asker koyularak kalenin yakına bırakır. Böyle muhteşem bir eseri bozmak istemeyen kaledekiler onu içeri alırlar. Hadise şöyle: At şeklinde yaptıkları bu heykeli birkaç tekerlek üzerine bindirip içerisine birkaç cesur asker koyarak ordunun bulunduğu yere bırakırlar ve kendilerini geceleyin kaçarak pusuya koyarlar. Heykel kale içine alındığında pusudakiler haber getirecektir. Kale halkı düşmanın kaçtığını ve bu heykeli götürmedikleri için bıraktıklarını zanneder. Kaledekilerden bazıları bu heykelin boş olmadığını parçalanması gerektiğini söylerken çoğu: "Yazık değil mi, bu sanatlı bir şeydir, düşman bunu götüremediği için orada bırakmıştır, içeri alalım, kale kapısı içerisine koyalım" derler. Ancak at şeklindeki bu heykel, kale kapısından girmeyecek kadar büyük olduğu için kale kapısını tekrar yapmak üzere yıkarlar. Sonuç olarak, pusuda yatan casus bunu görür görmez durumu kendi askerlerine haber verir ve hiç vakit kaybetmeksizin düşman askerleri tekrar kaleyi kuşatırlar. Kapıya saldırdıklarında at heykelinin içindeki askerler de dışarı çıkıp beraberce kalenin içerisine girer ve halkı öldürüp kaleyi harap ederler.

Hala bu büyük şehrin kalıntıları durmaktadır. Bu kalıntılar içinde sanat eseri sütunlar ve kaliteli mermerler vardır. İstanbul'da olan direkler ve mermer taşları genellikle buradan götürülmüştür. Kapıdağı Adası ve Edincik karşısında bulunur. Troya'nın bulunduğu yerden Rumeli sahilleri ile Gelibolu'nun kuzey sahilleri görünür. Hatta Süleyman Paşa, buradan Orhan Gazi'ye Rumeli sahillerini seyrettikten sonra, oraları fethetmek istediğini söyler. Bunun için buraya "Temaşalık" derler. Burası Belkıs Sarayı adıyla da meşhur olmuştur."