
"6 Ekim Cuma günü yola çıktılar ve güzergâhlarını Türkiye ile Midilli adasının arasına yönelttiler, ta ki St. Mary Burnuna varana kadar. Pazar günü burnu geçtiler ve sol tarafta Tenio (Bozcaada) adında ıssız bir adayı ve Bizans'a ait İmroz (Nembro) adında meskûn bir adayı gördüler. Hava kötüydü ve rüzgâr öğleden sonra artmaya devam etti; biraz yol aldıktan sonra yakınlardaki Tenio adasına sığınmayı istediler ama rüzgâr ve akıntı nedeniyle bunu yapamadıkları için Türkiye ve Tenios adası arasındaki bir geçitte demir attılar. Buranın yakınında büyük Truva şehri bulunuyordu. Buradan aralıklar halindeki kapıları ve kuleleri bulunan duvarlarla Truva'daki yapıları ve kale gibi diğer binaları görebiliyorlardı. Deniz kenarındaki bir düzlükte kuruluydu ve yüksek dağlara doğru uzanıyordu. Şehrin diğer tarafında yüksek ve dik bir tepe yükseliyordu; burada eskiden İlion adında bir kalenin bulunduğu söyleniyordu.
"Şehrin karşısında bulunan Bozcaada (Tenio) adası, şehrin eskiden gemilerin uğradığı limanıydı. Kral Priam tarafından işgal edilerek gemileri korumak üzere üstüne Tenedos adında büyük bir kale inşa edildi. Bu ada eskiden burada yaşayanlarla dolu olmasına rağmen şu anda ıssızdı. Su ve odun almak üzere gemiden bir sandal gönderildi ve elçilik heyetinden bazı görevliler de adayı görmeye gittiler. Burada birçok bağ ve meyve ağaçları, keklik ve tavşan gibi birçok av hayvanı ve büyük bir kalenin enkazını buldular.
Bu Tenio adasının gayri meskun olma nedeni şudur: Yaklaşık yirmi yıl önce Bizans İmparatoru söz konusu adayı Türk'e karşı savaşında birkaç kadırga ile ona yardım ettiği için Cenevizlilere vermeye söz vermişti; ancak daha sonra burayı Venediklilere sattı. Onlar da buraya yerleşerek kasaba ve kaleyi sağlamlaştırdılar. Cenevizliler bunu duyduklarında adanın kendilerine ait olduğunu, imparatorun kendilerine söz verdiğini ve onu başkasına satmaya hakkı olmadığını söylediler. Bu nedenle Cenevizlilerle Venedikliler arasında bir anlaşmazlık çıktı ve iki taraf da donanmalarını silahlandırmaya başladılar. Bu ada üzerinde birbirlerine karşı büyük bir kıyım gerçekleştirdiler. Adanın her iki tarafın da olmaması, kasaba ve kalenin enkaza dönüştürülmesi ve adanın gayri meskûn bırakılması koşuluyla barış yaptılar. Bugün Cenevizlilerle Venedikliler arasında düşmanlık olmasının nedenlerinden biri de budur.
Çarşamba günü rüzgâr hala uygun olmadığı için yola çıkamadılar ve bu nedenle Pazar gününe kadar beklediler. Pazar günü öğleden sonra Bozcaada (Tenio) limanına bir gemi geldi. Nerden geldiğini öğrenmek için birini gönderdiler. Türk'e ait olan ancak Yunan topraklarında bulunan Gelibolu'dan geliyordu ve buğday yüküyle birlikte Sakız Adası'na gitmek üzereydi. Gelibolu'da büyük bir veba salgınının yayılmakta olduğu haberini getirmişlerdi. Elçiler rüzgârın muhalefeti nedeniyle on üç gün daha beklediler. Bozcaada (Tenio) adasından Yunanistan topraklarındaki Aynaroz (Menteston) adındaki çok yüksek bir dağı görebiliyorlardı. Burada çok kutsal hayatlar süren Yunanlı rahiplere ait bir manastır bulunuyordu ve bunlar hiçbir kadının, köpeğin, kedinin ya da soy sahibi olabilen hiçbir evcil hayvanın yakınlarına gelmesine izin vermiyorlar ve et yemiyorlardı. Bu manastır çok zengindir ve dediklerine göre dağın eteğinden manastırın bulunduğu zirveye giden yol iki gün alır...
22 Ekim Çarşamba günü uygun bir rüzgâr vardı, o yüzden Tenedos/Bozcaada (Tenio) adasıyla Türkiye toprakları arasında on beş gün kaldıktan sonra yola çıktılar. Aynı gün öğle saatlerinde Mambre (Man-Athos Dağı) adında ıssız bir adaya geldiler. Ertesi gün hava sakindi; o yüzden geçide giremediler. Ancak Cuma günü akşam saatlerinde uygun bir rüzgâr çıktı. Çanakkale Boğazı (Domanya geçidi)'na girdiler ve giriş o kadar dardı ki bir tarafı en fazla sekiz mil mesafedeydi. Sağ tarafta Türkiye bulunuyordu. Burada denize bakan yüksek bir tepe üzerinde, etrafında büyük bir kasaba ve duvarı bulunan bir kale vardı. Bir buçuk yıl önce dediklerine göre sekiz Ceneviz kadırgası gelmiş ve kasabayı yağma etmişti. Kale "yolların sonu" olarak bilinirdi ve Yunanlılar Truva şehrini yıkmak için ülkelerinden geldiklerinde bu kalede karargâh kurmuşlar ve önünde Truva'ya giden üç büyük hendek kazmışlardı. Geçidin diğer tarafında deniz kenarındaki bir tepede Xetea (Seddülbahir) adında başka bir kale vardır; bu iki kale Domanya geçidini korur. Biraz ilerde, Türklerin tarafında iki büyük kule ve yakınlarında birkaç ev bulunur. Bu yerin adı Döbek'tir. Söylediklerine göre Truva şehri St. Mary burnundan bu yere uzanır ve bu altmış millik bir mesafedir. Gün batımında gemi deniz kenarında Yunan tarafına ait bir kasabaya geldi. Burasının adı Vituperio kasabasıydı.
Cumartesi günü Yunanlıların tarafındaki bir kale ve kasabadan oluşan Gelibolu'ya geldiler. Ancak burası Türkün hayattaki en büyük oğlu Süleyman Çelebi tarafından işgal edilmişti. Türk, Gelibolu limanında sayısı kırkı bulan gemi ve kadırgadan oluşan bütün donanmasını bulunduruyordu ve kale büyük bir garnizonla sağlamlaştırılmıştı. Gelibolu Yunan topraklarında Türkler tarafından işgal edilen ilk yerdir ve kaleyle Türkiye arası en fazla on mildir.
Bu kaleyi alarak Türkler Yunanistan'da işgal ettikleri bütün yerleri elde etmişlerdir ve onu kaybederlerse, fethettikleri bu yeri kaybeder; çünkü donanmaları buradadır ve bundan dolayı yakındaki Türkiye'den çabucak yardım getirebilirler. Geçitten Gelibolu'ya giden yol çok dar olmakla birlikte buradan sonra deniz biraz daha genişler. Gelibolu'nun üzerinde Satorado ve Eksamilo adında iki kale vardır. Türkler tarafı yüksek tepelerden oluşurken Yunanlıların tarafı daha düzdür ve mısır tarlalarıyla kaplıdır.
Gece olduğunda Türklerin tarafındaki Quinisco (Çardak) adında bir buruna vardılar ve dediklerine göre Timur Bey, Türk'ü yendiğinde savaştaki bazı birlikler bu buruna gelerek bir adaya dönüştürmüşlerdi. Pazar günü Marmara adında meskûn bir adaya vardılar'."