Anadolu ve Çanakkale Boğazı (1634, Henry Blount) Soylu bir İngiliz aileden gelen Henry Blount, Avrupa ve Levant bölgesinde yoğun geziler gerçekleştirdi. Gezileri konusundaki izlenimlerini 1634 yılında Londra'da yayınladı. Türkler hakkında düşündükleri kendi sözleriyle şöylece özetlenebilir: "Eğer bir gün tüm dünyaya hükmedebilecek bir ırk varsa o da Türklerdir.""...pek güzel olmayan ve kahve adını verdikleri bir içecekleri var.""Yüz tane canım dahi olsa, özellikle saf Türkse sözüne güvenmeye cesaret edebilirdim.""Türk ulusunun eski kıyafet alışkanlıklarını koruması onurlu bir davranıştı. Çünkü Fransız sarayı nasıl dünyanın bu kesimine giyim örneği oluşturuyorsa, Türkler de Doğu Akdeniz'de örnek oluşturuyordu.""Türkler geri dönülmez bir şekilde "ya hep ya hiç" tarzında bir devrim yapma kararındalar. İmparatorluklarının büyüklüğünü, ruhlarının büyüklüğüne bağlıyorum." Özellikle Çanakkale Bölgesi izlenimlerinde o dönemdeki Avrupa'da entelektüeller arasında Troya konusunda yaygın olan antik dönem bilgilerini görebilmekteyiz:
"İngiltere Majestelerinin Büyükelçisi Muhterem Sir Peter Weych'in elini öpüp Karadeniz filosuyla Mısır'a gitmek için bir fırsat yakaladım. Üç gün sonra İskenderiye'ye gitmek üzere yola çıkıyordu. Burada bir Fransız beyefendisi ile De Flamn'la tanıştım. Admirall Galeon gemisine bindik ve kaptanlara ayrılan topçu odasını ayarladık. Fransız ve Flaman din değiştirmiş kişilerdi ve iyi İtalyanca biliyorlardı. Hemen, 86 geminin tamamı, Marmara'ya doğru yelken açtık, Çanakkale Boğazı'nı geçerek iki günde Gelibolu'ya ulaştık. Bu adaya bu adı (Gallipoli), hırslarıyla Doğu Akdeniz'in birçok yerinde abideler bırakmış olan Fransızlar vermişti. Gece demir atarak burada kaldık ve bizden sonra gelecek olan bazı siparişleri, daha doğrusu tahminlerime göre Rodoslu gemilerden haber bekledik. Ertesi gün kalenin biraz altında onlarla buluştuk. Onlar, korsanlara ve Hırıstiyanlara karşı bizim konvoyumuz olacaktı. Gelibolu'nun yaklaşık otuz mil altında, Çanakkale Boğazı'nın en düz yeri bulunmaktadır ve yarım mil genişliğindedir. Burası eskiden Kserkses'in köprüsüyle ünlüydü ama Hero ile Leander'in aşkı döneminde çok daha görkemliydi. Çanakkale (Dardanelli) denilen bu kaleler, geçişi düzenlemekle görevliler ve o tarafta İstanbul'un güvenliğini sağlıyorlar.
Avrupa tarafındaki Akbaş (Sestos), iç içe yapılmış iki kuleden oluşuyordu. Üzerinde durdukları tepe nedeniyle, iç kule daha yüksekti. Her kule üç yarım daire şeklinde olup, dış duvar üçgendi. Asya tarafındaki diğer ayak bataklık düzeyinde olduğundan çok daha sağlamdı. Dört yuvarlak kulesi olan bir kare şeklindedir. Ortada, bunların hepsine hükmeden kare şeklinde bir kule bulunmaktadır. Buraya eskiden Abydos (Nara Burnu'nda Aydos) deniyordu. Fakat binalar genellikle aynı kalmıyorlardı, çoğu zaman aynı yerde yeniden bina yapılıyordu.
(...)
Çanakkale Boğazı ve Kaleler (1634, Henry Blount) Bu düzlükte Asya yakasında yaklaşık 40 mil yelken sürdükten sonra, Yeniçeri Burnu'na (eski Promonatorium Sigaum) geldik. Truva atı eskiden buradaydı ancak denizin kenarında kırk elli adımlık bir duvar dışında hiçbir kalıntı bulunmamaktadır; bu nedenle Vergil, şehrin Neptün tarafından yapıldığını söylemektedir. Yani o meşhur kent artık ölümsüzleşmiş şiir dışında hiçbir varlığı kalmamıştı. Eserleri insanların hayaline uygun olduğundan konularının gerçekliğinin ötesine geçmektedir. Böyle bir harabenin görkeminin yanı sıra bu konumda eski çağların yargılarını değerlendirdim ve eğlence, mal ve kuvvet açısından çok daha olağanüstü olmadığını gördüm. Burun, pusula batıdan kuzeye dönerken güneybatıdan batıya doğru iki yanı denizle çevrili bir açı oluşturuyordu. Diğer tarafta şimdi Troade adı verilen kumlu, çorak bir ova vardı. Denizden 15-20 mil uzakta olan bu kent, bir dağ sırasıyla çevriliydi ve aralarında en göze çarpanı, bugün Türklerin İda adını verdikleri dağdı. Ama burasının, devletin tüm beceri işlerinden ve sarayın tercihlerinden uzaklaşan Prens Paris'in efemine ve lüks bir yaşam sürdüğü ve hikayeye göre Venüs'ü Minerva'ya ve Iuno'ya tercih ederek ona gençliğinin altın meyvesini vermesiyle ün kazandığı ve buna karşılık Venüs'ün de Helen'in kaçırılışında onu tercih ettiği İda olduğunu anladım. Ancak ne Minerva ne de Iuno bu olaya yardımcı olmadığından Paris'in yaptığının hem akılsızca, hem de onursuzca bir hareket olduğu anlaşıldı. Yaklaşık iki fersah batıda, Truva'nın alınması sırasında Yunan donanmasının saklanmasıyla tanınan küçük Tenedos (Bozcaada) bulunuyor. Böylece takımadaların, antik öykülere ses veren o adaların arasında aşağıya doğru indik.
"Nullum sine nomine saxum (anlatılacak hikâyesi olmayan tek bir taş bile yoktur)."