Aeneas'ın Rotası'nı Gösteren Doğu Akdeniz Haritası (1594, Ortelius, Aeneae Troiani Navigatio) Jean Thevenot (1633-1667), Paris'te varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğar. Oldukça erken yaşlarda Doğu toplumlarına ilgi duyar ve bazı doğu dillerini öğrenir. Eğitiminde dönemin ünlü oryantalisti Barthelemy d'Herbelot'un etkisi büyük olmuştur. Seyahate çıkmadan önce onun yanında eğitim alır ve 31 Mayıs 1655 tarihinde Roma'da Doğu yolculuğu başlar. 2 Aralık 1655'te İstanbul'a varan Thevenot, 30 Ağustos 1656 yılına kadar İstabul'da kaldıktan sonra, Bursa, İzmir ve Ege adalarını ziyaret eder. Ülkesine döndükten sonra, birçok kez geziler yapmış, ancak son gezisinde Mısır, Filistin, İran, Irak üzerinden Hindistan'a kadar gitmiş ve 1667 yılında İran'da ölmüştür. Seyahatnamesinde yazdığı gibi, sadece öğrenme amaçlı yolculuk yapmıştır ve Türkçe bildiği için İstanbul'daki Türkleri yakından tanıma fırsatı bulmuştur. Dini konular dışında verdiği bilgiler tarafsızcadır:
"Gece yarısından üç veya dört saat sonra karayı fark ettik, fakat buranın Bozcaada olup olmadığını bilmiyorduk; aksi gibi şafak vakti yolumuza devam ettik ve burayı henüz geçtiğimizi anladık. Truva önünde, karaya çok yakın idik; kaptanımız, geminin karaya oturmasının gürültüsüyle uyandı ve kaybolmuş olduğunu zannederek çok su olup olmadığına bakmak için koşarak geminin sintinesine gitti, fakat orada hiç bir şey bulamadı. Bu sırada denize bir kayık indirtti ve içine inerek hasar tespiti için geminin etrafını dolaştı, sadece geminin kıç (pupa) tarafından çapa atıldı, onun yardımı ile kısa zamanda kumdan çıkabildik, burada tanrı bize gerçekten yardım etti, çünkü o kadar sert bir rüzgâr vardı ki, gemi batma tehlikesi ile karşı karşıya idi. Bununla birlikte bir saatlik zamanda kurtulduk, hem de sintineye bir damla su bile girmeden; eğer geminin oturduğu yer kayalık olsaydı gemi batardı. Tayfalar gemiyi kurtarmak için bütün gayretlerini sarf ettikleri sırada batma tehlikesini unutarak, hala dikkate değer ve büyük bir alana yayılan Truva'nın eski ve ünlü şehrinin harabelerini hayal ediyordum; nihayet güç durumdan kurtularak karadan uzaklaştık ve sat 9-10 sıralarında Çanakkale Boğazı'na girdik; burası Türklerin Asya'dan Avrupa'ya geçtikleri yerdir.
Çanakkale'nin kalelerinden her ikisi de Çanakkale Boğazı'nın sahilindedir.
Birbirinin top menzilinde olan bu hisarlardan birisi Avrupa'da, diğeri ise Asya yakasındadır, ikisi arasındaki mesafe iki mil civarındadır; burası boğazın giriş yeridir. Avrupa'da olan hisar Roma devrinde Sestos adını taşıyordu; boğaza hâkim olan üçgen şeklinde tepenin eteğinde inşa edilmişti, bu tepenin üzerinde bir kasaba bulunuyordu. Bu hisarın kurşun kaplamalı üç kulesi vardır, bunlardan ikisi kara tarafında ve en büyüğü olan üçüncüsü ise liman üzerindedir; gizlice dürbünümle baktığımda yirmi civarında mazgal deliği görebildim, bunlarda büyük çaplı toplar bulunuyordu, ayrıca dürbünümle buraya bir adamın kolaylıkla girebileceğini de fark edebildim.
Asya'da Anadolu tarafında eskiden Abydos'un bulunduğu yerdeki diğer hisar bir düzlükteydi Hemen hemen kare şeklindeydi; her cephesinde üç kule ve ortasında bir kale burcu vardır. Diğerindeki kadar çok mazgal deliği yoktu; 200 mil uzaklıkta bulunan İstanbul'un gerçekten anahtarı durumunda olan Asya ile Avrupa yakasındaki bu iki hisarı II. Murat'ın oğlu II. Mehmet inşa ettirmiştir. Hisarlar dost veya düşman hiçbir geminin durmadan geçemeyecekleri veya geçerlerse sonunda tehlikeyle karşılaşacakları yerlerdi. İstanbul'dan gelen bütün gemiler kaçak eşya veya kaçak köle taşıyıp taşımadıklarını kontrol için Anadolu yakasındaki hisarın önünde üç gün dururlardı. Bozcaada ve Gökçeada (1658, Marco Boschini)
Sestos ve Abydos, bu iki yer Leandros ve Hero'nun aşkları ile ünlüdürler. Bu yer yakınlarında Pers Kralı Kserkes ordusunu Asya'dan Avrupa'ya geçirmek için gemilerden bir köprü kurdurdu. Andra ile hisarlar arasında aşağı yukarı 280 millik bir mesafe vardır.
Gelibolu fazla kalabalık değildi, sadece çarşıda insanlara rastlamak mümkündü, orada oturanların çoğu Rumlardı; bunlardan büyük bir kısmı rakı veya diğer alkollü içkiler satarlardı. Evlerinin kapıları ancak 2,5 feet (1 feet= 30, 48 cm, R.A.) yüksekliğindeydi. Türkler sarhoş oldukları zaman at üzerinde eve girerek her şeyi altüst ettikleri için, bu çareyi bulmuşlardı. Bu şehirde bir kulesi olan kare şeklinde bir kale vardı; onun eski olması sebebiyle Hristiyanlar tarafından inşa edildiğini tahmin edebiliyorum.
Sahilde içinde yedi eski kadırga görülen bir tersane bulunuyordu. Türkler bunları Kıbrıs adasını fethettikleri zaman Venediklilerden aldıklarını söylüyorlar, fakat aslında kadırgalar İhnebahtı savaşından kurtulmuş olan donanmadan kalanlardır ve onları denizden götüremedikleri için Adalar Denizine geçirmek gayesiyle Korint Körfezi üzerinden insan gücü yardımı ile naklettiler, çünkü diğer gemileri ele geçirmiş olan Hristiyanlar geçitleri işgal etmişlerdi."