1513
Piri Reis

Piri Reis

Sesli Dinle

1513, Piri Reis Dünya Haritası
1513, Piri Reis Dünya Haritası
1465 yılında Gelibolu‘da doğan Piri Reis'in asıl adı Muhyiddin Piri Bey'dir. Fatih Sultan Mehmet döneminde Karaman'dan İstanbul'a göç ettirilen aileden gelmektedir. Aile İstanbul'da uzun süre kalmayarak Gelibolu'ya göç etmiştir. Piri denizciliği amcası Kemal Reis'ten öğrenir. 1487- 1493 yılları arasında Akdeniz sularında amcasıyla birlikte korsanlık yaparak ilk deneyimlerini kazanır. II. Beyazıt'ın Akdeniz'deki tüm denizcileri Osmanlı Donanmasına katılmaya davet etmesi üzerine 1494'de amcası ile birlikte Osmanlı donanmasının hizmetine girer.

Piri Reis, Osmanlı Donanması'nın Venedik Donanması'na karşı verdiği savaşta ilk kez savaş kaptanı olur. Piri Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde de başarılı görevler üstlenir. Akdeniz'de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak not eder.

Amcasının 1511'de ölümü sonrasında Piri Reis Gelibolu'ya yerleşir. Bu dönemden sonra Kardeşlerin idaresi altındaki donanmada halaoğlu Muhiddin Reis ile Akdeniz'de bazı seferlere çıksa da, asıl zamanını Gelibolu'da haritaları ve kitabı üzerinde çalışarak geçirir.

Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika'nın batısı ile yenidünya Amerika'nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, bu haritanın günümüzde elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan, günümüze kalmamış Kristof Kolomb'un Amerika haritasındaki bilgileri içeriyor olması rivayetidir.

Piri Reis, İskenderiye'nin ele geçirilmesinde gösterdiği başarılar ile padişahın övgüsünü kazanır ve sefer sırasında haritasını padişaha sunar. Günümüzde bu haritanın bir parçası mevcuttur, diğer parçası kayıptır. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve "Dünya ne kadar küçük..." demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve "biz doğu tarafını elimizde tutacağız.." demiştir.. Padişah, daha sonra 1929'da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu'nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir. Piri Reis seferden sonra, tuttuğu notlardan Bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu'ya döndü. Derlediği denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye'de bir araya getirir.

Çanakkale Boğazı ve Adalar (1513, Piri Reis)
Çanakkale Boğazı ve Adalar (1513, Piri Reis)

Piri Reis, 1523'deki Rodos seferine de katılır. 1524'de Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa'nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1525'de gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye'sini İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni'ye sundu. Piri Reis, 1528'de, ilkinden daha içerikli ikinci dünyaharitasını çizdi. 1533yılında BarbarosHayrettin Paşa kaptan-ı derya olunca Piri Reis'te Derya Sancak Bey (Tümamiral) unvanı alır. Barbaros'un 1546'da ölümünün ardından Mısır Kaptanlığı (Hint Denizleri Kaptanlığı da denilirdi) yapar. Umman Denizi, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi'ndeki deniz görevlerinde oldukça yaşlıdır. Osmanlı donanmasında yaptığı son görev sırasında 1554'de idam edilir:

"Sultaniye (Çanakkale ve Kilitbahir Adı ile Bilinen Kaleler:
Merhum Fatih Sultan Mehmed Gazi, Allah onu geniş rahmeti ile yargılasın. Sözü edilen bu kalelerden Anadolu tarafında olan kaleye Sultaniye (Çanakkale) demelerinin nedeni şudur: Şehzade Sultan Mustafa'nın babası olan Fatih Sultan Mehmed, bu kalenin üzerine gelerek, bir kale yaptırmışlardır. Rumeli tarafında olan kaleye Kilitbahir demelerinin sebebi de şudur: Marmara'dan çıkan gemiler, boğazdan geçiş iznini Rumeli tarafındaki kaleden aldıkları için, Rumeli'deki kaleye Bahr-i Kilit (Kilitbahir) demişlerdir. Ancak Rumeli tarafında bulunan kalenin önünde büyük gemilerin demir atıp, izin almaları mümkün değildir. Çünkü akıntılı yerdir ve derindir. Yalnızca küçük gemiler demirleyebilir. Bunlar da kıyıya çok yakın varıp yatmalıdırlar. Ancak Anadolu tarafında olan kalenin çevresinde güzel ve geniş limanlar bulunduğundan, durum padişaha arz edildi ve izinlerin buradan alınmasına dair emir çıktı.

Bozcaada (Tenedos)
Önce, halifelik merkezi olan İstanbul'dan Akdeniz'e çıkan kimseler bilmelidirler ki, Çanakkale Boğazı'nda bulunan Sultaniye ve Kilitbahir kalelerine, bu adadan yakın ada yoktur.

Bu ada hakkında şu hikâye anlatılır: Bozcaada karşısında, yani Anadolu kıyısında, Eski İstanbulluk adı ile bilinen ve kâfirler arasında Truva olarak ün yapan, önce bayındır olduğu halde, şimdi harap halde bulunan kale varken, Bozcaada'da kale yokmuş. Gemilerin yanaşmasına uygun bir limanı vardır. Eski İstanbulluk'da, son derece bayındır olduğundan, oraya gelip giden tüccarlar büyük kazançlar sağlarlar. Bu yüzden, her zaman Avrupalı tüccarlar gemiler ile buraya gelip giderler.

Çoğu zaman, harami (korsan) gemileri de gelerek, adı geçen Bozcaada'nın limanına gizlenirler. Ticaret için gelip giden gemiler geldiğinde, üzerlerine vararak, mal ve eşyalarını ellerinden alarak pek çoklarını yoldan azdırdıklarından dolayı Venedik ve Cenovalı tüccarlar bir araya gelerek, sözü geçen adada bir kale inşa ettirmişlerdir. Bu kalenin yapılmasıyla o zamanın tüccarları güvenlik içinde oldular. Daha sonra, bu yörelerde Müslümanlar muzaffer olup, fırsat ve zafer buldukça Eski İstanbulluk harap olmaya yüz tutmuştu. Ondan başka Anadolu kıyılarında bulunan şehirlerden ve kalelerden feth olanlardaki dinsizler de artık buralarda kalmaya güç yetiremediler. Bunlar, şehirlerini terk edip Avrupa'ya gitmeye niyetlendiklerinde, Bozcaada'da kendilerinin yaptığı kaleyi de harap edip öyle gitmişlerdir.

Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası (1513, Piri Reis)
Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası (1513, Piri Reis)

İşte o zamanlardan bu zamanlara gelinceye kadar, Bozcaada'nın kalesi yıkıntı halde kalmış idi. Merhum Fatih Sultan Mehmed Han hazretleri, saltanat tahtına oturup devlet işleri ile uğraşmaya başladıkları sırada, deniz ticareti ile meşgul olanların gemiler ile sefer etmeleri sırasında, emniyette ve güven içinde olmaları için, Bozcaada'da bir kale yapılmasını makul ve münasip görmüşlerdir. Bundan dolayı, emir vererek, adı geçen adada bir kale inşa ettirdi. Böylece yabancı gemilerin o limana girmelerini önledi. Zira, adı geçen bu liman Anadolu kıyısına yedi mil uzaklıktadır. Yine bu adadan Çanakkale Boğazı ağzında bulunan Yenişehir Burnu on iki mil uzaklıktadır. Yenişehir Burnu'ndan da Çanakkale (Sultaniye Kalesi) on sekiz mildir. Bu hesap ile, Çanakkale ile adı geçen adanın arası otuz mil olur. Ancak, bu sözü edilen adanın çevresi de on sekiz mildir. Ada, yükseltisi az, düz yerlerdir. Yüksek yeri, Yıldız tarafında boz bir sivri tepedir. Bu adaya çıkılınca, kırk mil mesafede denizde hareket eden gemiler görülebilir. Gemilerle geçenler de, otuz kırk mil kadar uzaklıktan o tepeyi bir çadır görünümünde görebilirler. Denizden Bozcaada'nın işareti, adı geçen bu tepedir. Tepenin karayel tarafında küçük ve alçak bir ada vardır. Bu küçük ada ile Bozcaada'nın arasından kayıklar geçemez. Sığdır. Ondan başka adacıkların arasından ise büyük gemiler geçebilir. Kalenin karşısında ise bir mil mesafede bir küçük ada daha var. O küçük adanın kıble tarafında, deniz içinde bir taş vardır. O taşın her tarafından gemi geçebilir, derindir. Ondan sonra, sözü edilen kalenin kıble tarafında bir küçük ada daha vardır. Bu küçük ada, Bozcaada'ya çok yakındır.

Ancak ikisinin arasından büyük gemiler geçer. Onun yine kıble tarafından bir bucak vardır. O bucağa Yardım Limanı derler. Burası, poyrazlı günlerde, küçük gemilerin sığınak yeridir. Büyük parçalar ise denizde yatarlar.

Her taraf demir atmaya müsaittir. Bozcaada'nın her tarafı sığ sulardır. Demir yetişir.

Bundan başka, Bozcaada'nın karşısında bulunan Anadolu kıyıları da sığ sulu yerlerdir. İki üç mil denizde, poyrazlı günler olduğunda ve yaz günlerinde büyük barçalar demir atıp yatarlar. Amma asıl sözü edilen Anadolu kıyısında, en iyi liman Kum Burnu'dur. Bu burunun kıble tarafı, poyrazlı günlerde güzel yataktır. Ancak denizden gelen rüzgârlara karşı o kıyılarda yatak yoktur. Ondan sonra, Kum Burnu'nun yıldız tarafında Çökertme adını verdikleri bir liman vardır ki, sığ sulu bir limandır. Bu sığlardan iki mil kadar açıkta demirlemek gerekir. Eğer bu Çökertme limanına varmak istenilirse, kıble tarafından kıyılara yakın varılması gerekir, buralar derindir. Kadırga ve ağırbarlar için iyi yataktır. Denizden tarafını ise adı geçen sığlıklar keser. Bu sözü edilen limandan itibaren Hımar Adası, gün batısı yönünde on mil uzaklıktadır. Bu Hımar adası dört parçadır. Bir parçası Hımar adasına bitişiktir. Arasından sandal geçmez. Taşlı yerlerdir. Diğer iki küçük ada ise, sözü edilen adanın keşişleme tarafında bulunur. O iki küçük adanın aralarından kayıklar geçebilir. Ama sözü edilen bu iki küçük ada Hımar adasının keşişleme tarafında kalır ve Hımar adası da karayel tarafına düşer. Bu ikisinin arasından büyük gemiler geçebilir. Asıl gemi yatağı da, bu dört parça olan adaların orta yerindedir. Bütün rüzgârlara karşı yelken üzerine gelip, yollarına devam edebilirler. İçme suyuna ihtiyaçları olsa, o büyük adanın orta yerinde bir kuyu bulunmaktadır.

Bu sözü edilen adanın yıldız tarafında da bir taş vardır. Bu taş görünmez. Çekinmek gerekir. Yine bu adı geçen ada ile İmroz adasının arası yirmi beş mildir ve yıldız yönündedir.

Gökçeada (İmroz):
Geçmişteki olayları hikâye edenler, bu İmroz adası hakkında şöyle rivayet ederler: Adanın karşısında, Rumeli yakasındaki Eceabad kıyılarında, boğaza gelirken, şimdi olduğu gibi, eskiden de gözetleyiciler bulunurmuş. Bu adanın bayındır hale gelmesi, Eceabad kıyılarında bulunan gemicilere uyarı işareti verilmesi ihtiyacından dolayıdır. Böylece, İmroz adasında, deniz üzerinde kaç adet gemi görünse, gündüzleri duman ile geceleri de ateş ile işaret verirlermiş. Eceabad'da bulunan gözcüler de, İmroz adasından aldıkları işarete göre, durumu bir saat içerisinde, İstanbul'a bildirebilirlermiş.

Çanakkale Boğazı ve Kaleler (1513, Piri Reis)
Çanakkale Boğazı ve Kaleler (1513, Piri Reis)

İmparator Konstantin'den sonra, çok uzun zaman geçmiş. Vaktin birinde Venedikliler, bir fırsatını bularak, adı geçen adayı ele geçirip, kendi yönetimlerine almışlar. Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri zamanına gelince, Eğriboz adasının fethinden hemen sonra, bu ada da Osmanlıların eline geçmiş.

Çanakkale Boğazı'na Giriş ve Beşik Koyu (1513, Piri Reis)
Çanakkale Boğazı'na Giriş ve Beşik Koyu (1513, Piri Reis)
Şimdi bu adanın iki kalesi vardır ve bakımlıdır. Bu kalelerden birisine İskinit derler. Sözü geçen adanın orta yerinde, denizden uzakta, büyük bir kayanın başında inşa edilmiştir. İkinci kalesine ise İmroz derler. Bu kale adanın karayel tarafında, deniz üzerinde havale, büyük bir kayanın üzerinde bina edilmiştir. Bu kalenin altında bağların önünde küçük bir körfez vardır. Bu kaleye gelen gemileri, bu körfezin dibinde kıyıya çekerler. Açık yerdir. Büyük gemiler yatamaz.

Bu adanın çevresi elli mildir. Adada uzun bir dağ vardır. O dağın gün batısı tarafı alçak, gün doğusu tarafı ise yüksektir. Adanın gün doğusu tarafında bir burun vardır ve adına Kifelos Burnu derler. Bu burundan Rumeli'deki Eceabad kıyıları on sekiz mildir. Bu burnun ucu da sığdır, çekinmek gerekir. Lodos tarafında ise Kömür Limanı dedikleri bir bucak vardır. Bu bucak poyrazlı günlerde yataktır. Ancak lodos günlerinde sakınmak gerekir. Bu Kömür Limanı Burnu'nun Aynaroz tarafında beş mil uzaklıkta denizde bir sığlık vardır. O sığlığın üzerinden gemiler geçer. Ancak limanlık günlerde denizin dibi görünür. Böylece biline."