1835
Walter Colton

Walter Colton

Sesli Dinle

Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası (1801, Guillaume Antoine Olivier)
Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası (1801, Guillaume Antoine Olivier)
Amerikalı din adamı ve yazar Rev Walter Colton (1797-1851), ABD Deniz Kuvvetleri'nde papazlık yaptı, ayrıca Kaliforniya'nın ilk gazetesinin yayımcısı oldu. Hartford Okulu'nu bitirdikten sonra 1818 sonbaharında Yale'ye girdi. Burada en iyi Latin çevirisiyle Berkeleyan Ödülü'nü kazandı ve 1822 yılında mezun oldu. Daha sonra etik felsefesi profesörü oldu. Profesörlüğü reddettikten sonra, Washington'a göç eden Colton, burada yayıncılık yaptı. 1831 yılında Deniz Kuvvetleri Filosunun dini temsilcisi oldu ve 1832 yılından itibaren Amerika Birleşik Devletleri'nin filosuyla Akdeniz gezisi yaptı. Hindistan filosu ile 1831 yılında dünya çapında bağlantı noktalarını ziyaret etti. Söz konusu bu gezisiyle ilgili izlenimlerini 1836 yılında yayınladı. 1851 yılında ölen Colton, Çanakkale ve bölgesindeki anılarında daha çok Boğaz ve Troya konusuna romantik bir şair duyarlığıyla ağırlık vermiştir.

"...Bir sonraki sabah, günümüzde ağaçlık bir yamaca kurulu, narin minarelerin yeşil gölgeler üzerinde yükseldiği ve şelalelerin, kıyıdaki dalga sesleri gibi aşağıya döküldüğü, çok güzel bir köy olan antik Babakale'den (Leactum) geçiyoruz. Akşam saatlerinde Tenedos ile Troas arasına gelebildik; gemimizin sancağı çok uzun olmamasına rağmen Priamos'un sessiz kıyısına getirdi; artık Vergil'in çok uygun anlatımına şahitlik edebilirdik:

Est in conspectu tenedos notissima fama insula (Aen. Ii. 21).
(Görülüyor itibarıyla ünlü ada Bozcaada (Tenedos).

Elini Akhilluus'un muhteşemvari mezarına karşı uzatıp, dalgaların sesini dinleyerek, bu romantik adanın destanını söyleyen bu kör ozanın, görsel doğruluğu ve yalvaçvari gerçekliği konusunda daha henüz çok az şey söyleyebiliriz...

...

Kırkıncı günümüzün sonlarında, boğazın birden bire daraldığı ve akıntıların güçlendiği Çanakkale'ye (Chanak-Kellesi) vardık: gerçekten de belki de boğazın burada başladığı söylenebilir; aşağıya doğru küçük bir denizin kolu şeklini alıyor. Burada bir ferman almak gerekiyor, aynı zamanda taze su ve yiyecek ihtiyacını da karşılamak istiyoruz. Hep beraber uzun teknemizle küçük sakin koya giriyoruz; kentin biraz altında demir atıyoruz. Burada amaçsızca dolaşmamız, beş para etmez bir sorun yüzündendi. Döküntü evler, dar, kirli sokaklarla bölünmüş ve yaşayanların çoğu, bölgenin farklı şaraplarının ticaretini yapan Yahudilerden oluşuyor ve tavsiye edilemeyecek, kaba tarzda bir çanak çömlekleri var, ancak içinde çok az sayıda kaliteliler var. Burada boğazı koruyan kaleler, tam karşı karşıya olan konumları nedeniyle, başka örnekleri olmadığı için dikkat çekiyorlar ve bombalama sırasında da, karşılıklı olarak yok edici bir etkiye sahipler. Türklerin bu akıllılığı savunmada modern mühendislik karşısında galip geliyor!

Burada oldukça zarif İngiliz konsolosu ve hükümetimizin kendisine verdiği bazı önceliklerin keyfini çıkartan misafirperver bir İtalyan tüccarından söz etmeliyim. Bizi katılmamız için, oğlunun düğün törenine davet etti; bize yirmi yaşında yakışıklı bir gencin, şimdiye kadar daha hiç görmediği, ama çok güzel olduğu konusunda kendisine söylenen genç bir Ermeni kızla evleneceği söylendi.

Ama kaptanımız ferman ve geçiş ücretleri ile ilgili listeyi alınca; ayrıca aşçı da fırtınada kaybolan tavukların yerine başka bir şey bulunca, düğüne katılmaktan vazgeçip gezimize devam etmeye karar verdik. Yoksa bu zor boğazdan geçen ünlü öncülerimiz Argonatlar gibi daha ne kadar burada kalabilirdik.

Kısa süre içinde güverteye çıktık; ama gece öylesine zifiri karanlıktı ki ve rüzgâr öylesine şiddetliydi ki, kaptanımız bir süreliğine daha güvenlik açısından demirlemiş bir şekilde beklemeyi tercih etti. Eğer onun şiirsel bir damarı olsaydı, bizim sabırsızlığımızı, bu duruma çok uygun dizelerle ısıtırdı:

(Çanakkale Boğazı'nın dalgalarında rüzgâr esmekte
O fırtınalı gecede
Eğer Aşk unuttuysa korumaya, yolladığı
O güzel ve cesur genci, unuttuysa
Sestos'un kızının yalnız umutlarını)

...

Kıyıya az bir mesafeden, klasik olan belirsizlikle, öne doğru çıkan ovanın olduğu yere kurulmuş, güzellik ve zenginliği caddelerinden görülen Lapseki'yi (Lapseki) geçtik. Bir zamanlar kilise olan mermer cami, şimdi artık güzel minareleriyle, yerleşmenin üstündeki küçük ormanla çok güzel bir kontrast oluşturmakta; arka planda ise yeşil tepecikler çok güzel bir sınır ortaya koyuyor. Buradaki antik dönem insanlarını karakterize eden neşe ve zevkin ruhu ve müziği, şehvetli bir lir gibi, parıldayan suyun üstünden, kötü talih ve zamanla duygusalca geçiyor..."