
"Ancak başkalarının yazdıklarından bildiğim şeyleri kendi gözlerimle görmeyi çok istediğim için kıyıya gitmeye karar verdim ve bir kötü kopyanın şahidi olmaktan daha fazla bir şey yapmak istiyordum. Çünkü Portekiz'de tanıdığım bir Yahudi bana Troya kıyısında anlatılanlardan daha fazla şeyler keşfedilebileceğini söyledi. Ancak orada yaşayanların barbarlıkları o kadar tehlikeliymiş ki, bu durum pek çok kişinin bu ülkede kıyıya çıkmaktan korkmasına neden olmuş.
Birlikte yolculuk yaptığım geminin kaptanı, kendi teknesiyle, uygun olmayan rüzgâra rağmen gitmeye zorladı. Ben de uzun zamandır Doğu ülkelerinde misyonerlik yapan ve şu anda Padua'da yaşayan İtalyan rahibi benimle gelmesi için ikna ettim. Çok güzel ve düzenli bir limana girdik. Büyük bir ihtimalle eskiden burada, Greek yurdundan gelip giden gemiler asker ve yiyecek taşıyorlardı.
Yaklaşık üç mil arazide yukarı doğru yürüdük, arazi denizden az bir yükseltiyle devam ediyor. Ancak her yerde bitki ve çalı çırpı var. Bu durum millerce denizin kıyıyla kesiştiği her yerde devam ediyordu. Böylece Troya araştırmalarımdaki ilk önemli keşfim, benim üçkağıtçı yaşlı taşralının hesaplamalarında hata yaptığını anlamam oldu. Meraklı bir şekilde her yere baktık ama burada antik kalıntılar bulacağımızdan tam kuşkuya düşecekken, yanımdaki Frabcisco tesadüfen ayağını çarptığı taşın, bakınca antik bir binaya ait olduğunu keşfetti. Yüzeyden yaklaşık birkaç santim yukardaydı, üzeri bitki ve çalı çırpıyla örtülmüştü.
Yakından baktığımızda kolayca bu kalıntıların eski bir duvarın parçası olduğunu anladık. Elimizdeki palalarla otları kestik ve kalıntıların on üç feet genişliğinde, dar ve diğerlerinden yüksek olduğunu keşfettik.
Çalı çırpılar yapının nasıl devam ettiğini anlamamızı zorlaştırıyordu. Elimizdeki kılıçlarla kazmamız hiçbir sonuç vermedi. Ancak önemli bir uzaklıkta, yaklaşık çeyrek mil ötede düzensiz bir duvar yüzeyine sahip, eski bir yapıya ait tahrip olmuş duvarlar keşfettik.
Biraz yaklaştığımızda izini kaybettiğimiz, aynı yapıya ait parçaların devam ettiğini gördük...
Kalıntıları inceleyip durumlarını değerlendirdikten sonra, günümüzün çocukları olmadığımız için, büyük bir olasılıkla onların babası olacak kadar yaşlı olduğumuz için, büyük bir zorlukla, Ausonius'da (Fransa'da 310-395 yıllarında yaşamış latin şair, R.A) Hektor'un ölümü konusundan hatırladığım şu yazıtı okuduk:
"Hectoris je Tumulus, cum quo sua Troja
sepulta est, Conduntur parites, qui periere simul"Bu cesur Hektor'un mezarı,
Onun Troya'da mezarını bulanların
İkisi de aynı kaderi paylaşmak istedik
İkisinin de var bir mezarıBiraz ilerde ikinci mezar vardı, bu ise Priamos'un anıtı gibi duruyordu. Üzerinde yazıtı birinci ve üçüncü de olduğu gibi Ausonius'da vardı ve hükümdarlara layık ağıt ve üzüntüyü dile getiriyordu.
"Qui Tumulum Priami querit, legat Hectoris ante, Ille meus, nato quem prius ipse dedi..."
Artık buraya İngilizlerin geldiğini de kesin olarak biliyoruz. En azından bir memleketlim buradaki ziyaretinin ardından bir iz bırakmış; Hektor'un mezarını kapayan mermer bloğun yumuşak olan yüzüne bıçakla büyük bir güçlükle, tuzlu suların şairi şunları kazımış;
"I do suppose that here stood Troy,
My name it is William a jooly Boy,
My other Name it is Hudson, and so,
God Bless the Sailors, where ever they do go."Sanırım Troya burasıydı...
Adım William neşeli çocuk
Diğer adım Hudson ve işte böyle
Nereye giderse gitsinler korur denizcileri tanrı,
Tanrının 1631 yılında buradaydım ve yürekten
bağlıyım eski İngiltere'ye, tanrı onu korusun.Burada çok güzel duygularla birkaç saat daha oyalandık. Bu topraklar bizi mutlu ediyordu, aynı zamanda merakımızı çekiyordu. Ancak daha fazla konuşacak ya da inceleyecek bir şey bulamadık ve geri dönmeyi düşündük ve geldiğimiz yoldan geri döndük. Uygun rüzgâr çıkmadan tekneye binemedik ve hemen yelkenleri açtık.
Bozcaada'yı (Tenedos) geçtik, burası kuşatmacıların gittiğine inandırmak için Grek filosunun Troya'nın bakışından saklandığı ve daha sonra içeri aldıkları atla, büyük yıkımın önünü açmalarıyla ünlü. Burada sözü edilecek bir şey yok, ama yukarıda anlattığımız öyküsü önemli."