1829
Adolphus Slade

Adolphus Slade

Sesli Dinle

Adolphus Slade (1804-1877), Büyük Britanya İmparatorluk ordusunda tuğamirallik rütbesine kadar yükselmiş bir deniz subayıdır. 19. yüzyılda oldukça moda olan Panhellenistik ideolojinin etkisiyle, yeni bir Bizans yaratma hayali içinde çırpınan Anglo-Sakson bürokrasinin kutsallaştırdığı antik Grek topraklarını görmek için, Osmanlı Devleti'ni 1829-30-31 yıllarında ziyaret eder. Adolphus Slade, Türk-Rus harbinin devam ettiği 1829 yılında Avrupa'nın "Barbar Türkler" olarak tanımladığı insanlarla bir arada yaşamış ve gördüklerini objektif olarak anlatmaya çalışmıştır. Türker konusundaki deneyimleri sonunda bir Türk dostu olan Slade'nin anılarında hem o dönemdeki Türklere karşı olan önyargılı Avrupa bakış açısını, hem de Osmanlı İmparatorluğu'ndaki sancılı durumu dile getirmektedir. 1853-56 yılları arasındaki Kırım Savaşı'nda, Osmanlı Ordusu Fransa, İngiltere ve Sardinya krallığı ile ittifak kurduğu dönemde Slade, Osmanlı ordusu için danışmanlık yapmıştır. Savaş anılarını anlattığı kitabında Osmanlıdan daha çok Osmanlıcı tavrı dikkati çekmiştir:

Çanaklae Boğazı, Seddülbahir ve Eski Kumkale (1804, William Gell)
Çanaklae Boğazı, Seddülbahir ve Eski Kumkale (1804, William Gell)

"Türkler pek iptidai usullerle ziraat yapmaktadırlar. Buna rağmen Boğazın ve Marmara'nın dolaylarındaki yüzlerce millik sahiller vardır ve topraklardan elde edilecek mahsul, İstanbul şehrini rahatlıkla besleyebilir. Bu verileriyle Amiral Collingwood'un mesleki tecrübe ve yeteneklerine hürmetim olmakla beraber, Çanakkale Boğazının kolaylıkla abluka edilebileceği inancındayım.

İstanbul 1828-1829 yılları boyunca büyük bir yiyecek sıkıntısı çekmişti. Bunun sebebi, Padişahın sahillerdeki tüccarlara ve o bölgelerden gelen tüccar gemilerine serbest alışverişi yasaklamış olmasıydı. Padişah emrini değiştirince, İstanbul'a bol yiyecekler gelmiş ve sıkıntı kalkmıştır.

Çanakkale Boğazı'nın girişini her seyreden büyük heyecana varır. Sol taraf kıyıları kayalıklar ve dik tepelerle şahlanırken, Anadolu sahillerinde başlangıç kumluklar ve düzlüklerden ibarettir. Türkler, Çanakkale Boğazı ağzına ve her iki yakaya kaleler inşa etmişlerdir. Bunlardan Avrupa sahilinde "denizi önleyen" anlamında Seddülbahir Kalesi bulunur. Bu kale, gayet muhkem yapılmıştır ve alt burçları denizle kucaklaşır. Asya yakasında kale Pertevniyal Sultan'ın şahsi servetiyle yapılmış olup, "Kumkale" adını taşır. Bu kale tamamıyla kumlar arasında ve bozkır bir arazide kurulu olduğu halde, 600 muhafızına yetecek bol içme suyu veren kuyusu vardır. Böylesine kurak bir yerden Türklerin kuyu açıp, billur gibi tatlı su bulmalarına şaşmamak kabil değildir.

Kuzeyden Çanakkale Boğazı'nın Girişi, Yenişehir Köyü ve Tümülüsler (1804, William Gell)
Kuzeyden Çanakkale Boğazı'nın Girişi, Yenişehir Köyü ve Tümülüsler (1804, William Gell)

Kale içinde bir de cami bulunur. Sanırım ki, bu ibadethanenin dünyada bir başka benzeri yoktur. Cami, Türklerin ibadet ve görev anlayışlarını gösteren pek nadide örnektir. Şöyle ki, caminin pencereleri yerine tüfek mazgalları yapılmış olup, duvarlarında tüfek asacak yerler vardır. Kıssadan hisse diyelim; ibadet halinde iken bir baskına uğrarsa, camiden kendini savunma imkânı bulacaktır.

Çanakkale Boğazı, Çanakkale kasabası önünde darlaşır ve Kilidbahir Kalesi ile Çimenlik Kalesi el ele verir gibi birbirine bakışır. Boğazın bu kesiminde akıntılar şiddetlenir. Marmara'ya seyreden yelkenli gemilerin Boğazı aşabilmesi için müsait rüzgârları beklemesi icap eder. Türkler her iki yakayı da toplar ve askeri birliklerle iskân etmişlerdir.

Çanakkale Boğazı ile İstanbul Boğazını tabiat güzellikleri bakımından mukayese etmek güçtür. Sanırım Allah, İstanbul Boğazına aşırı derecede iltimas etmiştir. Mamafih Çanakkale Boğazının görünüşü heybetlidir ve mağrur bir askeri hatırlatır.

Şükür olsun ki, hava pek latif ve rüzgâr müsait olduğundan Çanakkale Boğazını aşıp Marmara denizine vasıl olduk. Çanakkale Kasabası önünden Marmara'ya doğru çıkarken, kasabadan bir mil kadar kuzeyde ve deniz kenarında "Paşa Çeşmesi" dedikleri bir çeşmenin önünden geçtik. Rivayete göre tarihini bilmediğim bir devirde, Çanakkale Boğazında seyreden bir Hristiyan gemisinde, tayfa, kaptanını öldürmüş ve cezadan kurtulabilmek için kendini denize atıp, yüzerek karaya çıkmış. Bu defa Türkler arasına karışınca, derhal din değiştirip Müslüman olmuş. Çok kabiliyetli bir adam olduğundan zamanla paşalığa kadar yükselince, karaya adımını attığı yerde o güzel çeşmeyi yaptırmış."