
"(20 Eylül Çarşamba - 1673)
O günü Marmara adaları boğazını geçmek ve çıplak dağların, bağ ve ağaç dolu küçük vadilerle deniz kenarındaki köylerin hoş bir tenevvi bahşettikleri sahil boyunca gitmekle geçirdikten sonra, akşam dokuz sıralarında Gelibolu'ya varıldı. Ertesi sabah reis yahut kaptana, tayfası için lazım olan ve İstanbul'da daha pahalı olduğu için orada tedarik etmediği peksimeti alma imkânı vermek üzere demir atıldı. Gelibolu limandan ziyade bir iskeleye malik olup gemiler orada şimal rüzgârına karşı fevkalade mahfuz bulunurlar. Bu şehir ziyadesiyle eskidir, mevkiine gelince mutedil yükseklikte bir tepe üzerinde bulunduğundan, manzarası oldukça güzeldir ve evleri amfiteater şeklinde yükselir. Asya ve Avrupa toprakları birbirlerine bu mevkide yaklaştıklarından, vaktiyle Siegeum diye anılmış burun(Yenişehir Burnu R.A) olan Capo Iognicheriını'ye kadar uzanan Hellespont'un umumiyetle buradan başladığı kabul edilmektedir. Bu şehrin karşısında Asya'da Lapseki (Lampsaco) bulunup bir kıtadan öbür kıtaya geçiş noktası ortasıdır. Cenevizler, Türkler'in Avrupa'ya yaptıkları ilk saldırıda adam başına bir sekino alarak kendilerini buradan geçirdiler. Padişahın ordularını arttırmak üzere Anadolu kuvvetleri de umumiyetle buradan geçerler. Lampsaco, eskilerin Tanrı Priape'ın vatanı olmak üzere gösterdikleri eski Lampsacus olup bu sebeple de Virgile kendisine, bu şehir Hellespont üzerinde kain bulunduğundan, Hellespontiacus adını verir. Venuz, çocuğunu, babası olan Bakus'ün Hindistan'dan dönüşünde, burada doğurdu. Masalın geri kalan kısmı Petrone'nin Felemenk basımı tefsirlerinde tafsailatıyle görülebilir. Gelibolu'dan ayrılmadan önce, bir İtalyan rahibin din uğrunda şehadetine bir yıl evvel burasının sahne teşkil etmiş olduğunu kaydedeceğim. Bu İtalyan din değiştirip Türk olduktan az sonra suçundan pişmanlık getirerek oradan geçen iki Kuduslü rahibe günahlarını çıkartmış ve gerektiği gibi hatasını ilan etmek üzere Hristiyanlığa döndüğünü ve Müslümanlıktan nefret ettiğini haykırdığı için, kellesi kadı tarafından verilen emir gereğince kesilmiştir.Yirmi ikinci cumada, reis lüzumu kadar peksimet aldıktan ve karaya çıkmayan Büyükelçiye mevkiin gümrükçüsüne balık, üzüm, kavun ve karpuz ikramında bulunduktan sonra, sabahın on buçuğu sıralarında, oldukça sert bir rüzgârla hareket edildi. Bu rüzgar sayesinde de, az sonra eski Asya Kalesinin önünde, İstanbul'dan sekiz on gün evvel yola çıkmış olup Büyükelçi gelinceye kadar kendisini beklemek emrini almış bulunan ticaret gemisini gördük.
Kaptanı, gemimizi beyaz bayrağından ve direklerinin tepelerinde taşıdığı flamalarından tanır tanımaz, hemen donandı ve yaklaşınca topuyla yedi parça top attı. Son Ekselans da buna karşı teşekkür olarak bir pare top attırdı. Büyükelçinin seyahatini kolaylaştırmak üzere padişahça verilmiş emirnameyi göstermek için çavuş, Anadolu Kalesine gittiği sırada, ticaret gemisi kaptanı geldi ve Son Ekselansa hürmetlerini arz etti. Bu kaptanın gemisinde bulunup Babıalinin emirlerini Tunus'a götürecek bir ağa da bir koyunla bir miktar karpuz yolladı. Çavuş adet ederek Büyükelçiye Asya Kalesi ağasıyla onun nezdinde rastladığı Avrupa Kalesi Kumandanının emirnameyi hüsnü kabul ettiklerini ve kendilerine yapılmış talep mucibine üst üste selam vermeye muvafakatlerini hürmetleriyle birlikte bildirmesi üzerine, demir alındı, tüccar gemisi gene selam verdiğinden selamı evellki şekilde iade edildi. Büyükelçi kaleleri mancınıkla altı top darbesiyle selamlattı ve onlar da büyük toplardan altışar gülle attırdılar. Bundan başka, her ikisi de bir atımda daha bulundular. Asya Kalesi dört yüz livrlik bir mermer gülleli top attırdı ki, bu deniz üzerinde sekiz on kere fırladı ve suyu fevkalade yükseğe çıkardı, dağın üzerinden aşarak gayet kalın bir toz tabakası yükseltti. Avrupa Kalesi de aynı tarzda beş yüzlük bir gülleli top attırarak aynı tesiri hasule getirdi ve gülle bütün boğazı aşarak karşı toprağa vardı. Toplara istikamet verilmemiş olduğu için, her ne kadar bir karadan öbür karaya erişmemekte iseler de, öteki güllelerin de su üzerinde sıçrayışlarını görmek büyük bir zevk teşkil ediyordu. Bundan sonra uzun sure yelkenle gidilmedi, çünkü Avrupa Kalesinden bir mil aşağıda bulunan bir çeşme önünde duruldu. Büyükelçiyi üç yıl önce İstanbul'a getirmiş olan gemiler demir atmaya mecbur kaldıkları sırada buradan su almışlardı. Bu çeşmenin Celil adlı bir kaptan paşa tarafından yaptırılmış olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Yeni kalelerin yapılmasından önce Venedikliler ve korsanlar buradan su almaya gelirlerdi. Büyükelçi geceyi burada, çadırda geçirdi.
Yirmi üç, Cumartesi, tüccar gemisi yelken açıp yola çıktı ve geçerken, Tunus'a götürmekte olduğu ağayı her biri bir gülle atıp, kaleler, kaleleri topla selamladılar. Çünkü Son Eksalans bu vakte kadar karada kâtibiyle birlikte tecdit edilen kapitülasyonlarla beraber saraya gönderdiği tahsilatla meşgul olmuştu. Yeni kalelerin önünden geçişimizde, Avrupa Kalesinin Kumandanı Babıalinin Büyükelçi hakkındaki emirnamesini henüz yeni almış bulunuyordu ve kendisini mermili beş topla selamlattı, buna Asya Kalesi de aynı şekilde iştirak etti. Fakat, mesafe çok büyük olduğundan, burada mermilerin karadan karaya geçtikleri görülmedi. Büyükelçi kalelerin her birine karşı beş mancınıklı top atarak mukabele ettikten sonra, kendisine mahsus kayıkla kaleye yollamış bulunduğu başkâtibini çavuşla beraber yanına aldı ve kendisini beklemek üzere durmuş bulunan tüccar gemisine vardı. Kaptan, Büyükelçinin son emirlerini telakki ettirdikten sonra ve Fransa'ya bir seyahat icra edecek olan katibi ile rahibini ve saraya yollanan bir takım denkleri aldıktan sonra, iki taraf birbirlerinden ayrıldılar, yola koyulmadan önce kaptan beş kere top attırmak suretiyle veda edip Son Ekselans da buna bir mancınık topu attırarak mukabelede bulundu.
Bundan sonra Bozcaada'ya doğru ilerledik. Limanına yaklaştığımız sırada kaladen bir top atıldığını duyarak hayret ettik. Bunun gemimizi limana iltica etmekle kurtulacağımızı bildirmek üzere atılmış bulunduğunu ticaret gemisinin bizim gemimizi takip eden bir korsan gemisi olduğunun zannedilmiş bulunduğunu ve dövüşmek kastını asla istihdaf etmemişlerse de etati edilmiş topların bu zanna meydan verdiklerini de bilhare öğrendik. Limanda demir attığımız sırada saat takriben dört olmuştu ve Büyükelçi kaleyi geminin bütün toplarıyla selamlayınca kale ile Venedikliler tarafından vüvude getirilmiş bulunan istihkam bu selama on beş topu can ve gönülden atmak suretiyle mukabele ettiler. Bizzat ağa, Son Ekselansa saygılarını bildirmeye geldi ve kendisini karaya çıkmaya ve kasırda misafir olmaya davet etti, Büyükelçi de bu misafirliği memnunlukla kabul etti. Bu kale pek muntazam değildir, bununla beraber pek ufak olup vaktiyle olduğu gibi şimdi de statio melefida carenis olan limanı pek güzel müdafaa etmektedir. Kara tarafından fıçı biçiminde bir çukura maliktir. 1646'da Venedikliler zapt edildiği zaman kendisini bir müddet müdafaa etmişti. Eğer vali burasını daha sonra imkansızlara satmamış olsaydı, bu mevki kendileri için oldukça faydalı olurdu. Kale muhafazasına memur bulunanların içinde oturdukları evlerle doludur. Bu adada pek çok misket şarabı yetiştiğinden ilk önce bu şaraptan aranıldı, fakat mahsul taze olduğundan pek iyisi bulunamadı. Akşama doğru, Rumların kilisesine gittim ve bu kiliseyi oldukça güzel ve iyi resimlerle müzeyyen buldum. Burası Midilli piskoposluğuna tabidir. Kalenin ve istihkamın muhafız kuvveti bütün gece, Allahu ekber, ulu olan ancak Allah vardır diye ve gayet yüksek sesle birbirlerine bağırdılar. Esasen gece olur olmaz kalenin kapıları kapanmaktadır.
Ertesi yirmi dördüncü Pazar günü, Büyükelçi dua dinlemedi, bunun sebebi bir rahip bulunmayışı değildi, çünkü kendi rahibi vardı ve cizvit muhterem Sauger de bu ayini yapmaya hazırdı, fakat Rumlar kendi kiliselerinde yaptırmakta biraz güçlük çıkardıkları ve münasip bir yer bulunamadığı için ayin yapılamadı. Bundan dolayı Son Ekselans sabah saatlerini avda geçirdi ve pek kısa bir zaman içinde on dört bıldırcın vurulduğunu görmekten zevk aldı. Bıldırcın burada fevkalade mebzul bulunmaktadır. Bundan başka, dağlar pek yüksek ve pek sarp olmadığı için, toprak müsaittir ve latif ovalarda tatları pek güzel olan üzümlerin yetiştiği bağlar vardır. Öğleden sonra iki sıralarında yelkenler açılıp yola çıkıldı ve Troia toprağına doğru dümen kırıldı, karaya yaklaşıldığı zamanda da, birtakım harabeler bulmak ümidiyle Büyükelçi kayıkla sahile çıktı. Fakat müşkülatla yürümeğe imkân bırakan çalılıklar ve kum dolu büyük ovalardan başka bir şey bulunmadığından, gemiye az sonra döndü ve yola devam edilmesini emretti. Gece pek az rüzgâr oldu ve ertesi günü, ayın yirmi beşinci pazartesi günü, Bababurun'a kürek yardımı ile varıldı. Buranın bu ismi taşıması, bir dervişin taştan mezarının görülmesinden dolayıdır ve bizim rahiplerimiz gibi dervişler de baba ismini alırlar. Günün yarısı mütecaviz bir müddet rüzgâr esmediğinden, Midilli boğazında ilerlemek kabil olmadı ve öğleden sonra çıkan rüzgâr o derece kararsız oldu ki, akşamın yedisine doğru Midilliye yakın olan bir nevi limanda pek büyük müşkülatla demir atılabildi."