
"Sonunda 2 Aralık Perşembe günü, sabah on bir sularında güneydoğudan hafif bir rüzgârla demir aldık.
26 Aralık Cumartesi. Sabah biraz rahatsızdım. Herhalde bir gün evvel sığlık kumsalda avlanırken terleyip üşüttüm. Bütün gün rüzgâr kuzey ve kuzeydoğudan sert esti ve deniz çok dalgalıydı. Ön yelken yırtıldı ve neredeyse uçuyordu. Bütün gece Midilli (Lesbos) Adası yakınlarında kaldık ve gündüz öğleden sonra dört sularında Bozcaada (Tenedos) önlerinde on fersah suda demir attık. Hemen baş veznedarımızı arkadaşı olan ağayla buluşmaya gönderdik ve biraz sonra veznedarın aracılığıyla bizi sahile davet ederek ne istersek alabileceğimizi söylemiş. Ağa bize biraz balık gönderdi, çeşitli cinslerin yanında sırtında boylu boyunca bir yüzgeç olan izmarit (kaptanımız adına öyle diyordu) ve levrek gibi sert, sırtının iki tarafında dikenli yüzgeçleri ve (denizci deyimiyle) baştan kıça, birbirine paralel tam on bir damar veya süs çizgisi olan parlak sarı renkli balıklar da vardı.
Ertesi gün, ağanın kaptanımızdan istediği cam şişeler ve erzak, dolgun tatlı ve ağır tadı olan misket şarabından almak için sahile inen veznedarımız tarafından ona götürüldü. Ben sahile çıkamayacak kadar hasta olduğumdan, buraya başka bir gelişimde, gördüklerimi size anlatacağım.
27 Aralık Salı. Sabah beş sularında demir aldık ve on sularında Hellespontus'un ağzındaydık. Sestos ve Abydos kalelerinin güneyindeki sahilde, tam Magla'nın (eski ismi Madgla) karşısında, sivri bir burnu çevreleyen dar bir kumsal vardır. Nöbetçi olan ikinci kaptanımız (buradan çıkıp batıya doğru akan) Eddy'nin avantajından faydalanmak için, akıntının güneyini takip ederek, bu noktayı daha kolay geçmeye çalışırken, güney sahiline çok fazla yanaşarak gemiyi karaya oturttu.
Ancak akıntıya karşı durmamıza yetecek kadar hafif bir rüzgar esiyordu. Oturduğumuz yer yumuşak kum ve çamur olduğundan çok tehlikeli değildi. Geri manevra yaparak (öyle durumlarda adet olduğu gibi) gemiyi kurtardık ve yolumuza devam ederek denize açıldık.
28 Aralık Çarşamba. Sabah on sularında Çanakkale önlerinde (Yunanlılar halen Gallipolis der) yirmi fersah suda demir attık. İki saatten fazla kalmayıp Konstaninopol'e doğru yola çıktık."