Karamenderes Nehri'nin Kaynağı Olduğu Sanılan Pınarbaşı'ndaki Su Kaynakları (1784, Aguste de Choiseul-Gouffier) Asıl ismi Felix Marie Charles Texier (1802-1871), Fransız mimar, arkeolog ve gezgin. Paris Güzel Sanatlar Yüksek Okulunu bitiren Texier, Fransız Bilimler Akademisi ve Paris Arkeoloji Enstitüsü üyelikleri yapmıştır. Bayındırlık İşleri Müfettişliği görevi nedeniyle Fransız Hükümeti adına Anadolu'yu 1833 ve 1843 yıllarında ziyaret etmiş, Osmanlı coğrafyasının büyük bir bölümünü dolaşmış, kazılar yapmış, araştırmalarda bulunmuş ve bütün bu çalışmalarının sonuçlarını yayınlamıştır. Çalışmalarının en önemli bölümü, topografik haritasını çıkartıp birçok yerini resimlediği Hititler başkenti Hattuşaş'ı (Boğazköy) daha o dönemde dünyaya tanıtmış olmasıdır. Gezip dolaştığı yerlerde sadece antik devirlere ait değil, daha sonraki devirlere ait (Selçuklu, Beylikler, Osmanlı vb.) de önemli şehirlerin, yapı ve anıtların çizimlerini yapmış, uzmanlar tarafından yapılan çizimlerle eserleri belgelemiştir. Bunlarla da yetinmemiş, Anadolu'nun jeolojik yapısı, coğrafi özellikleri, yer altı ve yer üstü kaynakları ve kültür merkezlerinin tarihi ve o günkü halkın etnik, demografik, kültürel, ekonomik vb. durumu hakkında bilgi vermiş, gözlemlerini aktarmıştır. Yazar Türkiye'ye ilk seyahatinin (1833- 1837) sonuçlarını Fransızca yayınlamış, 1843 yılındaki Türkiye'ye yaptığı ikinci seyahati sırasındaki gözlem ve araştırmalarını önce 1862, sonra 1882 yıllarında olmak üzere iki kez daha yayınlamıştır. Söz konusu eser, yayınlanır yayınlanmaz uluslararası alanda büyük ilgi görmüştür. Texier'in kitabı o dönem Türk aydınlarının da dikkatini çekmiş ve Milli Mücadele sırasında Ali Suat Bey (1869-1932) tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir. Texier'in eseri sadece bir seyahatname değil, aynı zamanda Anadolu konusundaki o dönem bilgilerinin bir araya getirildiği ansiklopedik bir başvuru kaynağı işlevini görmüştür, ancak yine de 19. yüzyılda ırk, tarih ve köken gibi hassas konularda Avrupalı bir bakış açısının da esere yansıdığı gözlemlenmektedir. Çanakkale ile ilgili bölümü hem gezi hem de antik kaynaklar üzerinde yapılmış dönem araştırması özelliği taşımaktadır. Texier, o dönem de Troya'nın Pınarbaşı köyünün üstündeki tepede olduğuna inanır:
"Çanakkale (Dardanelles) kıyıları görüntü açısından kayda değer hiçbir özellik göstermez. İstanbul boğazının hızlı akışı Marmara'da şiddetini kaybederek Karadeniz'in suları sakin bir şekilde Çanakkale Boğazı'na (Hellespont) yaslanırlar. Çanakkale'nin Anadolu kıyısı alçak ve az engebelidir. Boğazın girişini gösteren Sigeia (Sigee) burnuyla Asya kaleleri arazisi alçak ve hareketsiz yerlerdir. Truva topraklarının görüntüsü de böyledir. Kaz (İda) Dağı silsilesi kıyıdan uzakta Truva (Troie) ovası denilen geniş araziyi kendisiyle deniz arasında bırakarak yükselir. Bu arazide bugün yaşayan türden de olmak üzere göç etmiş her tür deniz sedeflerine ve hayvan kabuklarına yığınla rastlanır. Kaz Dağı'ndan inen sular, insanlardan uzun zaman önce burada ikamet ederek pek ünlü olması gereken bu ovayı meydana getirmiş olması gerekir. Lapseki ve Çevresi (1784, Aguste de Choiseul-Gouffier)
Tarihte Beşike (Bezica) körfezi adı verilen Truva'nın karşısındaki Tenedos adası, açıktan gelen rüzgârların şiddetini keserek gemilerin güvenli bir şekilde kıyıyı bulmalarına yardım eder. Kumsal girintisi ile eski Alexandria Troas küçük limanı eski zamanlarda bilinen tek bir yanaşma noktasıydı ve ondan ötesi gemiler için asla sığınacak yer değildi. Kara burada Baba burnu adında dağlık bir top oluşturur. Burası Edremit koyunu oluşturan eski Behramkale (Assos) çıkıntısıdır; burada kıyı birden bire doğuya kıvrılır ve hiçbir girinti göstermez. Ancak körfezin sonlarına yaklaşıldığı zaman arazi alçalarak birkaç derenin akmasına yol verir. Bu dağ silsilesi genellikle volkaniktir; yanardağların külleri denize inerek bu kıyıları meydana getirmiştir...
Pınarbaşı Araplar Boğazı'ndan Troya Ovası (1801, William Gell) Koçaçay (Aesepos) nehri ağzına yakın bir yerde, tepesinde Memnon'un mezarı ve yakınında Memnon'un kasabası bulunan bir dağ vardır. Bu kahramana dayandırılan olaylar, daha Romalılar döneminde görüş ayrılığına sebep olmuştu. Bunu bazıları Mısır'dan, bazıları da İran'dan getirdiler. Pausanias, bu iki görüşün arasını bulmak istediğini gösterir bir tavırla, Memnon'un Habei ya da Sudan yani Etopya ırkına mensup olduğunu, fakat Susa (Suse) şehrinden hareketle yolu üzerindeki milletler ve kavimleri yönetimi altına alarak Truvalıların yardımına geldiğini söylüyor. Herodot Nimfi (Nyphi) anıtından söz ederken, bu olaylarla da ilgili görülüyor. Bu anıtların, Memnon'un resimleri olduğunu zannedenler vardır; fakat bunlar, görülmedik bir şekilde yanılıyorlar.
Aurore, yani "fecrin oğlu" diye lakap takılan Memnon, Truvalıların yardımına gelen ve oraya ancak kuşatmanın sonlarına doğru ulaşabilen bir Asur prensinden başka biri değildir. Yaygın hikâyeye göre her yıl gelerek kanatlarını Kocaçay'a (Asespus) batırıp, Memnon'un mezarını yıkayan ve temizleyen Memnon'un kuşları, bütün Hellespont kıyısı boyunca uçmaya devam ediyorlar. Yılın bir zamanında Alkiyon (Alcyon) masal kuşunu andıracak kuş sürüleri, bu Çanakkale Boğazı'nı (Hellespont) ve İstanbul Boğazı'nı (Bosphore) ok gibi hızlıca geçerler. Bunların hiçbir zaman ne karaya, ne de suya kondukları görülmüştür. Bu kıyının bekçileri ve köylüsü, bu kuşlara "azap çeken ruhlar" adını verirler.
Priapus şehri, Kyzikos (Cyzique) yarımadasından on beş mil kadar uzaklıkta ve Granique nehri ağızının batısındaydı. Bu şehir, Miletliler ya da diğer delillere göre, Kyzikoslular tarafından kurulmuştu. Bu Priapus, bir deniz durağı olarak ünlü olmuştu. Granique savaşından sonra İskender'in eline geçti. Kara Boğa (Kara Biga) adındaki bir köy, şimdi bunun yerini işgal ediyor; fakat hiç eski eser izlerine rastlanmıyor. Kara Boğa burnu, limanı kuzey rüzgârlarından koruduğu gibi, yarımada da limanı doğu tarafından muhafaza eder.
Pınarbaşı Ballıdağ'daki Tümülüsler (1801, William Gell) Parium harabelerinin bulunduğu yer, Kamares adıyla bilinir: Duvarları harçsız olarak büyük boylarda mermer taşlarıyla yapılmıştı. Su kemerleri kalıntısı sarnıçlar gibi yer altına gömülmüş birçok bina izlerinin şahitliğine göre bu şehir, imparatorluğun yıkılışına kadar önemli bir varlık göstermiştir.
Lapseki şehri, Çanakkale boğazının girişine hâkimdi. İyi bir limanla donatılmıştı ve arazisinin verimliğiyle meşhurdu. Lapseki'nin kuruluşu, Avrupa göçlerinden önceki mitoloji dönemlerine kadar giden çok eski bir tarihi varır...
Bu yörenin en güzel şehri olan Abydos artık yoktur. Fakat değişik yazarların yapmış oldukları topografik incelemelerine göre bu şehri, Boğazdaki burun üzerinde bulunan Boğazhisarın yanına koymak doğrudur...
Edebiyatın doğuşuyla Avrupa bilginleri, Asya kıyılarında İlyada'nın (Ilıade) çok başarılı tiyatrosunu bulmak istediler. Bu araştırmalarda onlara rehberlik edecek sadece bir işaret kalmıştı. Tenedos (Bozcaada) adını korumuştu ve Truva (Troie) ovası 16. yüzyılda, bugünden daha iyi korunmuş olan Alexandria Troas'ın görkemli harabeleri, önce gemicilerin dikkatini çekmişti. Ceneviz ve Venedik kaptanları, harabelerin geniş alanına hâkim bulunan binaya‚ Priam Sarayı adını vermişlerdi...
Ege, yani adalar denizinde, Çanakkale Boğazı (Hellespont) ağzının güney ucu noktasında, eski zamanların Sigee adındaki şehrinin işgal ettiği bir burun yükselmiştir. Bu şehir, Truva'nın yıkılmasından sonra Mitylene'nin Archaanax'ı tarafından kurulmuş bir Eolya şehridir. Yeni gelen kavimler, eski Truva'nın taşlarını alarak şehirlerini kurdular...
Truva ovasına girmeden önce yatağı çok sayıda şekillerde kıvrımlar yapan Simois nehri, iki yalçın tepe arasına sıkışmış bulunur. Bunlardan birinin batı yamacında Pınarbaşı köyü vardır. Bu boğaz, Truva coğrafyasına göre eski yerlerin tamamını işgal eden birçok köyün bulunduğu diğer bir ovaya çıkar. Bu ovanın ötesi, siyah çam ormanları, Simois kaynaklarını gölgeleyen Kaz (İda) ve Cotylus Dağlarının aşağı kısmıdır. Gerçek Karamenderes'in (Scamendros) yatağına doğru çıkılınca, Pınarbaşı Tepesinin eteğinde ve söğütlerle incir ve tamaris ağaçları altında, nehrin kaynaklarına gelinir. Sular, kalker yığınları arasından çıkar ve etrafı granit ve mermerle çevrilmiş bir havuz oluşturur. Burası kışın sıcaktır ve yoğun duman yayar. Bu kaynakların gerçeğiyle Homeros'un tarifleri arasında şüpheyi gerektirecek hiçbir fark yoktur. Bu kaynaklar tamamen İlion'un yerini belirler ve Pınarbaşı tepesi hakkında yürütülen incelemeler şairin doğru olan tarifini destekler.
...
Truva ovasında tam bir keşif yapmak için, hazırlıkların konsüllerin bulunduğu Çanakkale şehrinde tamamlamak daha uygundur. Orada kolayca rehber ve at bulmak mümkündür.
Eski Dardania olarak kabul edilen bu şehir, oranın halkı nezdinde, eski adını büsbütün kaybetmiştir. Ürünleri hemen hemen bütün adalara ihraç edilen oldukça meşhur bir çanakçömlek fabrikasından dolayı bu şehre Türkler, Çanakkale adını verirler. Bu ürünler, şekli ve cilasıyla diğerlerinden ayrılır. Zarafetten mahrum olmayan numune ve şekilleri vardır. İlk durak yeri olan Halil Elli köyü, Çanakkale'den otuz kilometre kadar bir mesafededir. Bu köy eski eser yıkıntısı dolu bir ovadır; fakat ayakta kalmış hiçbir bina yoktur. Halil Elli köyü ile Enez (Enai) arası, kırk üç kilometredir. Gavur köyünden geçilerek Çıplak'a gelinir.
Burası, on köyden yaklaşık olarak üç kilometre uzakta bulunan bu büyük Çıplak köyü, Karamenderes‘in (Scamandros) sağ kıyısındadır. Bu köy, İlium Recens‘in (Yeni İlium) bulunduğu yerde kabul edilir.
Ağaçlık bir arazinin ortasında anıtlar, sütunlar ve tapınak harabelerinin birçok izi görülür."