Ajax Tümülüsü'nden Eski Kumkale ve Boğazın Girişi (1801, Edward Daniel Clarke) Edward Daniel Clarke (1769-1822), bir yazarın oğlu ve bir arkeoloğun torunu olarak Londra 'da eğitimini alır. Mineraloji konusunda uzmanlaşır ve daha sonra Cambridge Üniversitesi 'nde doktorasını yapar. 1799 yılında, otuz yaşındayken aristokrat J. M. Cripps 'le birlikte pek çok Avrupa ülkesini gezer. İskandinavya ülkelerini, Moskova ve Osmanlı İmparatorluğu 'nu özellikle de İstanbul ve Çanakkale Bölgesi, Kıbrıs, Kudüs, Mısır ve Yunan Adaları ve Yunanistan anakarasını gezer. 1804 yılında Londra 'ya döner, daha sonraları ise Angelikan papazı olarak görev alır. Gezi notlarını 1810 ile 1823 yılları arasında altı cilt olarak seksen beş gravürle birlikte yayınlar. Kitabının birinci cildinde Kudüs 'ün coğrafyasını ve Osmanlı sikkelerinin önemini ayrıntılı bir şekilde anlatır. Daha sonraki bölümlerde Clarke, İstanbul 'u ayrıntılı anlattıktan sonra, Çanakkale Boğazı 'na olan yolculuğuyla bölgeyi ele alır. Çanakkale Bölgesi 'nde o döneme kadar olan en ayrıntılı epigrafik ve arkeolojik araştırma olarak tanımlanacak bir şekilde gerçekleştirilir. Antik dönemde Troas olarak isimlendirilen bölgedeki coğrafik özellikler, Homer filolojisi ve daha önceki araştırmacıların Troya lokalizasyonu açısından detaylı bir şekilde yeniden irdelenir. İlk kez Çıplak köyü yakınlarındaki Hisarlık Tepe, arkeolojik anlamda ele alınır. Artık Alexandria Troas 'ın Troya ile hiçbir ilişkisi olmadığı bilinmektedir. Clarke, bu nedenle neredeyse bölgeye kendisinden önce gelmiş tüm gezginlerin yayınlarını eleştirel bir şekilde değerlendirmektedir:
"Marmara Denizi 'nden Çanakkale Boğazı (Hellespont) kanalına giriş, Trakya Boğaziçi 'ne göre o kadar görkemli değil. İki kıyı da daha çok tekdüze ve daha az heyecan verici, aynı zamanda o kadar da süslü değil. Manzara olarak sadece boğazın daraldığı Avrupa ve Asya kalelerinin olduğu yerde güzel. Bu noktalara ulaşıncaya kadar görülebilen sadece tümü antik Lampsacus 'un kalıntıları olan, Lapseki 'ye (Lamsaque) ait bir kaç ev ve yel değirmeni. Şarabı artık antik dönem kalitesinde değil.
Kalelerin yaklaşık üç mil yukarısında demir attık, kıyıya çıkıp Dardanelles kentine doğru yürüdük. Yolumuzun üstünde granitten yapılma çok sayıda sütün gördük; bazıları yere dikey olarak yerleştirilmişti, bunlar gemilerin palamarlarını bağlamak için böyle konulmuş, diğerleri ise ortalığa dağılmış ve bakımsız bir şekilde duruyorlar. Kente gitmeden önce bu küçük limanda ara vermek, Kserkses 'in geçtiğine inanılan boğazın dar noktasını görmek için çok uygun ve buradaki oldukça göze çarpıyor. Tournefort, Leander 'in mecarasını, Abydos ve Sestos 'u birbirinden ayıran bu kadar büyük mesafe nedeniyle imkânsız gibi görmüştür. Çanakkale 'nin (Dardanelles) İmparatorluk konsolosunun işçisi, birden çok kere, boğazın daha geniş bölümünü Asya yakasından Avrupa kalesine kadar yüzmüş ve sadece birkaç dakika dinlendikten sonra geri yüzme performansını gerçekleştirmiştir. Alexandria Troas'daki Kalıntılar
Vardığımızda tüm dükkânlar kapalıydı. Türk filosu bir gün önce buradan geçmiş ve Anadolu 'nun farklı bölgelerinden donanmaya gelen bu adamların bu durumu fırsat bilip yaptıkları çeşitli barbarlıklar, kent sakinleri arasında büyük korkuya neden olmuş. Çok sık bir şekilde, denizi hiç görmemiş bu adamlar doğrudan güverteye yollanıyor. Gemi demir attığında, karaya çıkabiliyorlar ve daha sonra ise büyük düzensizliklere neden oluyorlar. Kaptan Paşa 'nın kendisi bize onları zorla düzene sokmak için bir günde bazen on, bazen düzinesini astığını söyledi; "ama daha sonra" diyerek devam etti, "bu kadar çok insanı nasıl affedeyim?".
Çanakkale 'nin (Dardanelles) şarabı İstanbul (Constantinople), İzmir (Smyrna) ve Şam 'a (Allepo), hatta İngiltere 'ye yollanıyor. Uzun yıllar dayanıyorlar ve eğer iyi bir yılı bulunursa Tenedos şarapları tercih nedeni. İki türü de kırmızı şarap. Dardanelles şarapları, yirmi otuz yıl sonunda renklerini kaybediyor, ama tadı aynı. Büyük oranda Yahudiler tarafından yapılıyor ve İtalyanca isim veriliyor (bu dil tüm Levant 'ta konuşuluyor); Vino della Legge; çünkü Yahudilerdeki bir kurala göre şarapta hile yapmak yasak. Eğer iyi kaliteli ise bir şişesi sekiz para, yaklaşık iki pen.
Anadolu'daki Beyliklerin Olduğu Bölgeleri Gösteren Harita (1640, Willem Janszoon) Boğazın Avrupa yakasında, özellikle Sestos 'un olduğuna inanılan yerde, D 'Anville 'den üç tane tümülüs gözüküyor. Türkler arasındaki aptal bir masala göre bu tepeler, bir dervişin buğdayını savururken çıkan sap saman ve arpa tanelerinden meydana gelmiş. En büyüğünün ismi Ses Tepe. Sesin Türkçe eko anlamına geliyor, ama orada hiç eko yok, mezar tepesinin üstü ya da yakının da; Sestos isminin etimolojik olarak buradan geldiği doğru değil, belki yerleşmede bunun cevabı bulunabilir. Bu mezarın yanında ise, harabelerin olduğu söylenen Akbaş (Akbash) olarak adlandırılan yer var ve burada yaşayan derviş kısa bir süre önce burada bulduğu madalyalar ve diğer antik eserleri Çanakkale 'ye (Dardanelles) götürmüş. Yukarı Marmara Denizi 'ne doğru Akbaş 'tan üç İngiliz mili uzaklığında, aynı kıyıda bir liman harabeleri var; buranın Gaziler İskelesi (Gaziler Eskielesy), fatihlerin sahili ya da limanı anlamına gelen ismi oldukça dikkat çekici; burasının Phrigia ve Mysia 'dan geçenlerin kapısı, Trakya, Makedonya ya da Yunanistan 'dan; yüzyıllar sonra Pers istilasında ya da Trüklerin kendi tarafından Çanakkale Boğazı 'nın geçildiği yer artık tespit edilebilir. Bazı insanların kendi dillerinde, pek çok eski tanımlamaları tam olmasa da korudukları, bazı nehir ve yer isimlerinde ispatlanabilmekte...
Bir sonraki sabah, mürettebatla vedalaşıp ve yeniden karaya çıktık. Kıyıda bizi görmek isteyen Dardanelles Paşasının (Çanakkale Valisi) elçileriyle karşılaştık. Sarayına girdiğimizde, ön oda korumalarla doluydu; onu oturma odasında muhteşem bir divanda otururken bulduk. Bizi karşısında oturttu ve çevirmenimiz Rusya konsolosu ise dizlerinin üstüne çömeldi. Etrafındakiler bu arada bize kahve, yiyecekler, yaseminli nargile sundular. Paşa üstüne yeşil desenli bir cüppe giymişti. Bize Eski Stamboul 'a (Eski İstanbul/Alexandria Troas) gideceğini ve bizleri de teknesine alabileceğini, bize orada eşlik edebileceğini söyledi. Korkarak kendisini rahatsız etmek istemediğimiz için affımızı istedik: buna bir de İda Dağı 'nın içlerine gideceğini ve onu orada ziyaret edebileceğimizi de ekledi. Bunu da geri çevirdik ve daha sonra ise geri çevirmemizin nedeninin, yardımlarıyla karada araştırmalar yapmak istememiz olduğunu belirttik. Daha sonra ise biraz sohbet ettik, bize daha önce gördüğü bir İngiliz 'in adını söyledi ve İngiliz silahları almak istediğini dile getirdi; onlar için Troas 'ın tüm antikalarını verebileceğini söyledi. Bundan sonra biraz dinlendik. Paşa teknesinin güvertesine çıktı, biz de kendi teknemizle onu izledik, kalelerin topları selam atışı yaptı. Antik Gargaron Olduğuna İnanılan Bayramiç Yakınların'daki Kurşunlu Tepe (1801, Edward Daniel Clarke)
Denizden Aestes Tümülüsü ve Greklerin Kamp Alanı Olduğuna İnanılan Troya Ovsı'nın Başlangıcı (1801, Edward Daniel Clarke) Hava çok sakindi, hiç rüzgâr esmiyordu, gökyüzünde bir tek bulut bile yoktu. Ege Denizi 'nin başlangıcından daha etkileyici bir şey yoktur. Kuzeybatı yönünden, Çanakkale Boğazı 'nın (Hellespont) önünde dağlık Gökçeada (Imbroz), arkasında Semadirek (Samothrake) 'in karla kaplı zirvesi var. Daha sonra ise batıya doğru Bozcaada (Tenedos) gözüküyor ve Yenişehir (Siegean) Burnu 'nun karşısındaki küçük adalar ise bir grup oluşturmakta. Teknemizin küreklerinin sesinden başka su yüzeyinin sessizliğini bozan hiçbir ses yok. Ege 'nin uzaktaki adaları yüzeyde bir ayna varmış gibi yansıyorlar. Böylece solumuzda Rhoetean burnunu geçiyoruz, aşağıya doğru inen yükseltilerin üstünde mezar tepelerini (tümülüsleri) görüyoruz, sağda ise Ajax 'ın mezarı olarak bilineni duruyor. Plinius 'un bir mezar tepesinden söz ederken, belirttiği Greek filosunun limanı olan kumdan bir koyun karşısına geliyoruz; uzaktan Sigean burnundaki Akhilleus ve Patroklos mezarı olarak adlandırılan diğer iki tümülüsü de görüyoruz...
Kumkale 'ye çıkıyor ve araştırma gezimiz için gerekli atları kiralıyoruz. Üstüne yerleşmenin kurulduğu çıkıntı alanın, geç dönemlerde birikim ve gerçekten de daha sonra toprak birikimi yok. İsminden de anlaşılacağı gibi kalenin üstündeki temellere yapılmış, ama bu boğazdan akan Çanakkale Boğazı 'nın (Hellespont) akıntılı suyu, yakınlardaki ırmağın deltaya akmasını oldukça engelliyor olmalı.
...
Batı Troas Bölgesi (1801, Edward Daniel Clarke) Ezine 'den Türkmenli 'ye giden yolculuğumuz, bizi Bayramiç 'in çok güzel ovasına yönlendirdi.
Bu bölge düzenli şekilde çevrilmiş bahçeleri ve dağlarla çevrili doğanın en mutlu yerleri gibi gözüküyor. İki yer arasındaki iki buçuk saat sürüyor. Arada sırada tek ve çift hörgüçlü develere rastladık ve her yerde tarla işlerinde kullanılan öküzleri gördük. Yolun büyük bölümünde antik dönem döşemesi vardı. Aynı zamanda antik bir köprüyü de geçtik. Türkmenli 'ye girmeden önce, bazıları dikili duran birkaç tane granit sütun ile topraktan bir yükselti gördük ve diğer kalıntılar burada antik bir kale ya da tapınak olduğunu gösteriyor. Bu rotada tümünde görülen farklı antik kalıntılar Türkmenli 'nin yakınlarında oldukça fazla. Buranın yakınlarına geldiğimizde İda dağ sıralarına ait Gargaros 'un görünüşü oldukça etkiliydi; ama üzerinde o kadar çok kar vardı ki, zirvesine çıkamayacağımızdan korktuk. Kuzey rüzgârı aynı zamanda kesici bir şekilde esiyor; karşımızdaki zorlukların göründüğünden daha fazla olabileceği konusunda korkmak için nedenlerimiz vardı. Bununla birlikte gezimize devam ettik ve Türkmenli 'ye vardık. Burada, dağlık bölgede yaşayanların karakterlerine uygun bir şekilde oldukça temiz bir misafirperverlik ve dostlukla karşılandık. Ev sahibimiz bizi, odunların yığılı olduğu, alevlerin yükseldiği ocağı olan büyük ve havadar bir odaya aldı. Hemen bir koyun kesildi ve derisi yüzüldü, sadece bizim için değil, ama aynı zamanda gezimiz için yemek hazırlanmak amacıyla yapılmıştı bu. Odadaki atmosfer bize, bizlerin en eski İngiliz evlerindeki, önemli ya da önemsiz tüm aile fertlerinin buluştuğu atmosferi hatırlattı. Atalarımız, büyük bir olasılıkla evlerindeki yaşam tarzını, yani önemli misafirler için yüksek bir platformu olan evi, Haçlı Seferleri sırasında Doğu 'dan almışlardı. Tüm bunlara ek olarak bir de duvarlar küçük dolaplarla kaplanmış ve pencereler metal ya da ahşapla farklı desenlerle kapatılmış, yerden tavana kadar süslenmiş. Birçok kişi gelen yabancılara merhaba demek ve saygılarını sunmak için ziyarete geliyorlar...
...
Buradan ayrıldıktan bir saat sonra, Çanakkale (Dardanelles) Paşasına bağlı ve Troas 'ın şu anki merkezi olan Bayramiç 'e vardık. Bayramiç Kurşunlu Tepe'deki Tapınak Kalıntıları (1801, Edward Daniel Clarke)
Büyük bir yer ve dükkânlarla dolu. Evleri, İstanbul 'dakilerden daha iyi ve daha düzenli yapılmış gibi gözüküyor. Çevredeki tüm arazi daha önce belirttiğim gibi, sarayın yüksek vergi baskısı nedeniyle neredeyse elinde bir şey kalmamış Paşa 'ya ait. Hanın içinde ve avlusunda, daha önce Troas dışında hiç bir yerde görmediğimiz farklı Dor tarzında mermer sütunlar duruyor. Sütunların desenlerinin uzunlamasına olmasının yerine açılı bir şekilde yapılmış, bu nedenle de çok geniş bir yüzey elde edilmiş. Diğerleri ise Çıplak 'ın (Tschiblack) tepesindeki kalıntılarda olduğu gibi. Bu sütunlar, tümüyle antik kalıntılardan yapılmış kamusal çeşme işlevi gören yerin ortasında durmaktalar. Tüm bunlar, binalardaki şaşılacak kalitedeki diğer taşlarla birlikte, Menderes çayının kaynağına yapacağımız yolculuk için Bayramiç 'ten çıktıktan hemen sonra geçeceğimiz yerde, kısa bir süre önce, keşfedilen hafif bir tepenin üstündeki harabelerden getirilmiş; Paşa orada mermer ve diğer yapı malzemesi bulmak için oldukça geniş kazılar yapmış. Bayramiç 'in sokaklarında birden daha fazla, burada yaşayanların aynı yerden getirdikleri, tümüyle granitten ve Soros mermerinden yapılma yapılar gördük. Burada yaşayanlardan birisi, bize geçenlerde birçok kırık heykel parçasını bulduğunu, eğer Paşa 'dan onların götürülmesi için izin alabilirsek, bize verebileceğini söyledi. Bu izin verildi ve biz bu parçaları daha sonra İngiltere 'ye götürdük (Bu eserler şimdi Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi 'nin girişinde durmakta). Tüm bu buluntuların bulunduğu yer, bir tepeden daha çok konik bir dağa benzeyen, Bayramiç 'ten Gargarus 'a doğru iki saat uzaklıktaki Küshünlü Tepe...
...
Çanakkale Köylülerinin Kullandığı Kağnı Arabası (1801, Edward Daniel Clarke) Türkmenli 'den Enez (Ezine) yolu üzerinden döndük ve Alexandria Troas 'a gitmeye karar verdikten sonra iki saat uzaklıkta olan Gökçebayır (Bergaz) yoluna saptık, geceyi orada geçirdik. Bu rota üzerindeki halkın kullandığı çeşmelerde ve yapılarda kullanılan taşların antik harabelerden getirilmiş sütun başları ve sütun parçaları olduğunu gördük. Bir sonraki gün 14 Martta, Bergaz 'dan bir saat uzaklıktaki Kemallı 'dan (Chemale) geçtik. Kemallı antik kalıntılarla dolu. Mezarlıkta pek çok yazıtı kopyaladık, ancak tümlenecek kadar iyi değiller...
Bu kadar kalıntının götürülmüş olmasına rağmen, halen o kadar çok kalıntının kalması gerçekten çok güzel. Harabeler ortalığa dağılmış, ama oldukça fazla. Kemallı 'dan gelirken karşımıza çıkan ilk buluntular Herodes Attikus 'un kesilmiş büyük taşlardan yapılma su kemeri. Kentin duvarları da aynı tarzdaki görkemli taşlarla örülmüş... İda Dağları'ndaki Su Kaynakları (1801, Edward Daniel Clarke)
...
Yerkesik Köy 'den (Erkessy) bir saat on beş dakikada Siegum 'a ya da günümüzdeki adıyla Yenişehir 'e (Yeny Chery) vardık. Günümüzdeki köyün olduğu burnun ismi Yenişehir burnu (Janisarry). Hepsi Rum (Grek) olan sakinleri, küçük evlerinde oldukça temiz bir şekilde yaşıyorlar ve atalarının geleneği olan yabancılara misafirperverlik gösteriyorlar. Buranın sakinleri farklı dönemlere ait pek çok değerli eski eser bulmuşlar. Bize oldukça ender görülen tunçtan Siegeum madalyası getirdiler... Ünlü Siegean yazıtı taşı kısa bir süre önce İngiliz elçisi tarafından buradan götürülmüş..."