Ajax Tümülüsü (1843, Etienne Rey) 1797 yılında Viyanalı zengin bir tüccarın kızı olarak doğan İda Pfeiffer, altı erkek kardeşiyle beraber büyür. 22 yaşında bir avukatla evlenir, ancak kısa sürede bu evlilik sona erer. 45 yaşındayken dünyayı tanımaya karar verir ve 1842 yılında Kudüs'e bir yolculuk gerçekleştirir; 1846 ve 1851 yıllarında yeniden iki kez dünya gezisi yapar. 1856 yılında Madagaskar'a gider, ancak o gezisi sonrasında hasta bir şekilde Viyana'ya döner ve 1858 yılında orada ölür. 1842 yılının mayıs ayında gemiyle İstanbul üzerinden Çanakkale Boğazı'nı ziyaret eden İda Pfeiffer'in anlatımı, 19. yüzyıl Avrupalı kültür algılamasına uygun bir şekilde Homeros destanları ve kahramanlarıyla bezelidir:
"18 Mayıs 1842/Çanakkale Boğazı (Dardanellen) ya da Hellespont kıyısındaki bir yükseltide kurulu küçük bir kent olan Gelibolu'na erken saatlerde ulaştık. Neredeyse tümüyle harabe haldeki kalıntılar, gelip geçenlerin görkemli eski dönemlerini tasavvur edebilecek kadar malzeme sunmakta. Burada gemiye yeni binenler için güvertede yer açmak için sadece on beş dakika kaldı.
Seddülbahir'e kadar yirmi beş deniz mili uzunluğunda olan deniz, öylesine dar bir yatağa sahip ki, sanki Marmara Denizi ile Ege adalarını birbirine bağlamak için kazılmış bir kanal izlenimi vermekte; bu nedenle de haklı olarak Dardanell geçidi ismini almıştır. Solda Asya'nın anakarası, sağda ise Avrupa'nın, Seddülbahir'de sona eren anakara çıkıntısı var. Kıyı çizgisinin iki tarafı da ağaçsız ve çorak. Her duygulu gezginin yaptığı gibi, Boğaziçi ile burası karşılaştırıldığında büyük bir tezat oluşturuyor. Ahh, bu topraklar neler sunuyor? Bu yörenin tarihi hangi kahramanlık öykülerini barındırıyor? Her dakika klasik topraklara biraz daha yaklaşıyoruz. Bize kısmet olmayan, kimi Grek adalarının önünden geçip giderken. Ben ise kendimi Greklerin eski dönemi ve onların kahramanlara ait, olay ve yerleri görmeden, geçmiş zaman düşünceleriyle avunuyorum. Troya'ya yaklaşırken, hissettiklerimi nasıl anlatsam? Gelibolu'nda Antik Kalıntılar (1811, Antoine-Laurent Castellan)
Hiç bir şeyi kaçırmamak için güvertede ayakta duruyordum, Troya ovasını gördüğümde nerdeyse nefes almayı unutmuştum.
Bu ünlü kent buralarda bir yerde olmuş olmalı, bu yükseltiler belki de Akhilleus, Patroklos, Ajax, Hektor ve daha kim bilir, anayurtları için çarpışmış, ama daha sonraki dönemlerde isimleri kalmayacak kadar talihsiz olan hangi benzeri kahramanların mezarlarıdır.
Günün ilerleyen saatlerinde birçok adayı geçtik. Ön planda Hidra dağının zirvesi gözüküyordu. Şimdi ise Semadirek gözüktü, biraz sonra ise Bozcaada'nın (Tenedos) çok yakınından yelken açarak geçtik. Bu ada ilk başta çok güzel bir manzara sunmuyor, ama bir burunu geçtikten hemen sonra, arkasındaki kenti korumak için yapılmış olduğu izlenimini veren, kıyı boyunca uzanan güzel kaleyi gördük."