Asıl adı Piyotr Aleksandroviç Çihaçof olan ünlü Rus doğa bilimcisi, coğrafyacı ve gezgin Prens Pierre de Tchihatchef, 19. yüzyılın en ünlü jeologlarındandır. 1847-1858 arasında Anadolu'yu baştan başa gezerek inceleyen bu maceracı bilim adamı, araştırmalarının sonunda sekiz ciltlik Asie Mineure (Küçük Asya) adlı dev eserini yayımlamıştır... Bu eserden sonra yazdığı kitapta ise, İstanbul ve yakın çevresini, Adalar, Trakya, Bitinya ve Ege kıyılarını, hayvanları, bitki örtüsü, suları, toprak yapısı gibi yönleriyle incelemiştir. Strabon, Homeros gibi antikçağ yazarlarından alıntıladığı ilginç hikâye ve efsanelerle zenginleştirdiği eser 19. yüzyıl İstanbul'u hakkında bulunmaz bir kaynak özelliği taşımaktadır. Tchihatchef, 1845-48 yılları arasında Rus Elçiliği'nde ateşe olarak çalışmıştır. Bu sürede Türkçeyi lehçeleriyle öğrenmiş ve kendini tamamen Anadolu'nun incelenmesine adamıştır. Tchihatchef, Anadolu'yu modern jeolog gözüyle ayrıntılı bir şekilde inceleyen ilk doğa bilimcisidir. Çanakkale Bölgesi ziyaretinde de benzeri gözlemler yapmıştır:
"İstanbul ve İzmir arasında hiç durmadan gidip gelen, ilerledikleri güzel manzaralı kıyıların birçok noktasına, örneğin Çanakkale, Bozcaada (Tenedos), Truva sahili, Sakız vb. yerlere uğrayan bu bir sürü buharlı vapuru görüp de, bu çok keyifli geziye katılmayacak ve yolda Truva yarımadasının klasik mekânlarına uğramayacak bir yabancı düşünülebilir mi? Ne İzmir'de, ne de bir zamanlar Truva olan tarlalarda ona rehberlik etme niyetim var. Çünkü basit turisti ilgilendirebilecek her konuda İzmir bugüne kadar yeterince anlatılmıştır ve İlyada'nın ölümsüz yerleri ise o kadar çok çalışmaya konu olmuştur ki, insan bu yapıtlar arasında seçme yapmakta zorlanabilir. Söz konusu yapıtlar arasında Choieseul-Gouffier, Lechevalier, Clark, Rennel, Morit, Dubois, Sibthrop, Hunt vb. yazarlar tarafından yazılanlar yer almaktadır. Burada yapmayı düşündüğüm, yabancının gözünden kaçabilecek bazı yerleri belirtmektir. Büyük fiziksel olaylar açısından çok çarpıcı olan bu yerler üzerinde ya çok çalışılmış, ya da hiç ziyaret edilmemişlerdir. Ben de Truva'nın ortasında ya da İzmir civarında kendini geçmişin anılarına kaptırıp koyuveren yolcunun, önceden tasarladığı yolunu değiştirmesine bile gerek kalmadan, tarihsel anıların çekiciliğine doğa yapıtlarının seyrinin bu alanlardan ayrı düşünülemeyecek zevkini katmasını sağlamak için, bu yerleri öne çıkarmaya çalıştım.
Bu nedenle önce Truva yarımadasının bazı yerlerini, özellikle sıcak Tuzla ılıcalarını ve Akpınar ile İnova kaynaklarını belirtmekle işe başlayacağım...
İstanbul'dan İzmir'e giderken klasik Truva yerleşimlerini gezebilmek için gemiden yararlanmak isteyenler Çanakkale'de gemiden inerler, çünkü yabancı güçlerin konsolosluklarının oturdukları bu küçük kentte bu ilginç geziler için vazgeçilmez yardımcılar olan atlar ve rehberler bulunabilir. Daha önce de söylediğim gibi benim bu kitap çerçevesinde yolcuyu söz konusu gezide izlemek gibi bir kaygım yok. Tümülüslerde, dere yataklarında ve İlyada'nın soluğu canlanmış taş bloklarda istediği gibi düş kurduktan sonra, sahile yaklaşacak ve Alexandria Troas'ın (bugünkü adıyla Eski İstanbul) kalıntılarını inceleyecektir,. Ben o zaman yine ortalığa çıkarak onu hemen yakındaki, Ilıcasu tarafından sulanan dar bir vadiye götüreceğim. Bu vadinin sağ yamacındaki somaki kayalarının çatlaklarından sıcak suların sızdığı görülür. Bu sular, hamam işlevi gören kare biçimindeki iki kaba yapının içinde toplanır. Sıcak su kaynaklarıyla bu vadi, yaklaşık on kilometre daha güneyde bulunan bir diğer vadinin sunduğu çok daha etkileyici manzaraya sadece bir giriştir. Bu ikinci vadinin adı Tuzlasu'dur.
Bu vadiyi, girişine yakın bir yerde kuşatan dağlar, insanı önce içinde maviler, kırmızılar ve sarılar görülen beyaz renkleriyle çarpar. Vadi tarafına dönük olan yamaçlar incelendiğinde, çatlaklarından sızan sayısız tuzlu su dereciğiyle dağılmakta olduğu görülür; ovaya doğru akan bu sular, yamacı yarık bir kabukla kaplamışlardır. Bu kabuğun içinden de sıcak sular sızar. Bu nedenle
Tuzla köyünün kuzeydoğusundaki ovadan geçerken, toprağın her yerinden fışkıran bu neredeyse gözle görülmez çeşmelerden birine ne zaman bassanız ayaklarınızın topuklarınızın yandığını hissedersiniz. Çünkü suyun sıcaklığı 78-90 derecedir. Ovada suyu toplamak ve buharlaşmasını sağlamak için aralıklarla küçük havuzlar kazılmıştır. Bu buharlaşma şaşırtıcı bir hızla gerçekleşir ve geride epey büyük miktarda çok temiz tuz yığını kalır.
Tuzla vadisinde fışkıran sayısız tuzlu su fıskiyesi ticari amaçla kullanılabilecek büyük bir tuz miktarı sağlayabilir. Küçük Asya'da, o endüstrinin içinde bulunduğu emekleme çağında, bu zenginlik kaynağı daha yeni fark edilmişti. 1848'de ben gezdiğimde Tuzla doğal tuz ocağından yılda sadece 18-20 ton tuz alınıyordu. Tuzla'da tuzun okkası (1.284 gram) 1848'de sadece 6 paraydı (yaklaşık 0,30 frank); ama Çanakkale'ye, Balıkesir'e ve bu malın yüklendiği diğer sahil yerleşimlerine taşındığında okkası 10 paraya (yaklaşık 0,50 frank) satılıyordu. Tuzla tuzunun işletme hakkı devlete aittir; devlet de ocağın işletmesini yılda 15.000-20.000 kuruş (yaklaşık 18.000 frank) veren aracılara devretmiştir. Bu durum, bu çok büyük doğal zenginliklerin Osmanlı hükümeti açısından çok küçük bir gelir kaynağı oluşturduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, Tuzla tuz ocakları eskilerin zamanında da "Tragase tuzlası" adıyla meşhurdu. Zaten bugünkü Tuzla vadisi ismi bile Strabon'un kullandığı "Haliseon" isminin tam çevirisinden başka bir şey değildir. Bugün Tuzlasu adı verilen dereye gelince, Homeros'ta onu "Satnioeis çavlanı" adıyla buluyoruz; bu dereden bahseden bölümler Strabon tarafından alıntılanmıştır; çünkü Strabon en sevdiği şair olan Homeros'tan bahsetmek konusunda hiçbir fırsatı kaçırmaz. Homeros eski ya da yeni hiçbir yazara, Strabon'a olduğu kadar nüfuz edememiştir. Gezginin önünde Tuzla yöresinde görülen dikkat çekici olayları seyrettikten sonra, İstanbul'a dönmek için iki yol vardır: en kestirme olan birinci yol, Tuzla'nın hemen yakınındaki Baba Burnu'na (Lectum promontorium) uğrayan buharlı vapura binmektir. Vapur onu hızlı bir şekilde Osmanlı başkentine götürecektir."