1864
J. G. Von Hahn

J. G. Von Hahn

Sesli Dinle

Pınarbaşı Ballıdağ'dan Araplar Boğazı (1801, William Gell)
Pınarbaşı Ballıdağ'dan Araplar Boğazı (1801, William Gell)
1811 yılında Almanya'nın Frankfurt kentinde doğan Avusturyalı diplomat ve eski çağ uzmanı Johann George von Hahn, 1828-1832 yılları arasında Heidelberg'de hukuk okur ve bu alanda doktora yapar. 1834 yılından itibaren Yunanistan'daki hukuk işleriyle uğraşır. Uzun süre Atina'da yaşayan von Hahn, 1847 yılında Atina'daki Avusturya konsolosu Baron ProkeshOsten'un yardımıyla Yanya'ya konsolos yardımcısı olur. 1851 yılında Suriye'de ve öldüğü 1869 yılında ise Atina'da konsolos olur. Özellikle Arnavutluk tarihi konusundaki çalışmaları nedeniyle dönemin en önemli araştırmacıları arasına girer. Troya ve Homeros tartışmalarını yakından izler ve Heinrich Schliemann'ın 1871'de başlattığı büyük çaplı Troya kazılarına kadar, Troya olarak kabul edilen Pınarbaşı köyünün üstündeki Ballı Dağ'da 1868 yılında kazılar yaparak buranın Troya olduğunu ispatlamaya çalışır. 1968 yılında Heinrich Schliemann'ın Çanakkale Bölgesi'ne yaptığı ilk gezi ve Ballıdağ'daki ilk kazısının, von Hahn'ın Schliemann'la görüşmesi sonrasında başladığı bilinmektedir. Mektuplar şeklinde yazdığı izlenimlerinde bölgeden daha çok o dönem Troya olduğuna inanılan Pınarbaşı-Ballıdağ ile ilgili oldukça detaylı bilgiler verir:

"29 Nisandan beri burada dostlarım, Atina'daki rasathane müdürü Bay Schmidt ve Atina'daki Akademi binasının mimarı Ziller ile birlikte çalışıyorum. Önce 5, daha sonra 22 işçi ile çalışmaları devam ettirdik ve ertesi gün, son günümüz olan 20. günde 36 işçi çalıştıracağım.

Bizlerin İstanbul'daki çok değerli büyükelçisi Bay Baron von Prokesch, planlanan bu geziye maalesef katılamadı. Ama büyükelçilik danışmanı, damadı Baron Reyer ve İstanbul Büyükelçilik ataşesi Bay. von Strauss bizleri ziyaret ettiler ve altı gün kaldılar. Hem Baron Prokesch, hem de Baron Reyeri kazılara büyük katkıda bulundular, böylece başlangıçta planladığımdan daha büyük çapta alanlar kazılabildi.

Burada Pınarbaşı'nın en zengin adamı Molla Mehmet'in evinde kalıyoruz, ancak buna rağmen odalarda ne badana ne de cam pencere var. Buna karşın ışık, tabandaki döşemelerin arasından sızıyor ve aynı zamanda rüzgâr kendimizin getirdiği kilimleri havada uçuşturuyor. Masa ve sandalye yok. Ekmek ve şarap, atlar için arpa bile iki saat uzaklıktaki Yeniköy'den getirilmek zorunda. Burada ise sadece et, yumurta ve süt (iki misli paraya) ve benim Simoeis olarak kabul ettiğim Pınarbaşı suyunda tutulan isimsiz ama çok lezzetli balık var. Düzenli bir tedarik olmadığı için hayat çokluk ve kıtlık arasında gidip gelen avcı toplulukların hayatına benziyor. Hava serin, bazen soğuk bile, ilk yağmurlu günleri yaşadık. Sabahın erken saatlerinde öküz arabaları için bile çevre çok kayalık, yukarıdaki kaleye çıkıyoruz ve güneş battıktan sonra köye geri dönüyoruz.

Gelin bu gezimize eşlik edin.

Daha önce bahsettiğimiz köyün güney doğusundan başlayan bir yükseklikten zirveye kadar 20 dakika çıktıktan sonra, önce Hektor'a atfedilen mezar tepesine (tümülüs) ulaşılıyor. Köyden görülebilen bu tepe kireç taşından küçük parçalardan yapılmış bir yığıntı şeklinde ve buluntu yerinde halen görülen bir çukur dikkati çekmekte.

180 adım güneyde ise, daha büyük olan ikinci tümülüs var, girişi bir humus katmanıyla kapatılmış. Tümülüsün içi ana kayaya kadar devam eden bu çukuru birkaç yıl önce Bay Frank Calvert açmış. Burada sadece birkaç parça çanak çömlek parçası tek elde edilen buluntulardı.

Bu tümülüsü 220 adım sonra aynı sıradaki, ama daha küçük olan belik de tam olarak bitirilmeyen üçüncüsü izliyor. Bu tepeden kalenin doğudaki zirvesine doğru 800 adım sonra ise, daha geniş olan ama iki tarafından çok dik olan alan izliyor. Buranın genişliğini yaklaşık 250 adım olarak tahmin ediyoruz..."