Asya Yakasındaki Çimenlik Kalesi (1784, José Moreno) 1740 yılında Almanya'da doğan diplomat ve gezi yazarı von Riedesel, 1785 yılında Viyana'da ölür. Evinde özel bir öğretmen tarafından eğitim alan von Riedesel, 1858-60 yıllarında Almanya'nın Erlangen kentinde hukuk eğitimi görür. Bedensel engelleri yüzünden asker olamayan Riedesel, tanıştığı aydınlanmacılarla Fransa ve İtalya gezisi gerçekleştirir. Bu dönemde klasik dönem kültürlerine olan ilgisi artar. 1763 yılında Roma'da tanıştığı Johan Joachim Winckelmann'ın bilimsel yöntemleri ve estetik konusundaki görüşlerinden çok etkilenir ve ikisi arasında düzenli yazışmalar olur. Von Riedesel 1767 yılında klasik dönem eserlerini görmek için İtalya gezisine çıkar ve bu gezisi sırasındaki izlenimlerini 1771 yılında isimsiz olarak "Sicilya ve Malta Gezisi" ismiyle yayınlar. Bu kitap ilk önemli başarısı olur. Von Riedesel 1768 yılında önce Akdeniz, Anadolu ve Yunanistan'a daha sonra ise İspanya ve Portekiz'e gider. Avrupa'ya döndükten sonra ise kendisine miras olarak kalen Altenburg Şatosu'ndan pek ayrılmaz ve 1771 yılında Prusyalıların Berlin'deki temsilcilik görevini üstlenir. 1773 yılında ise Prusya'nın Viyana büyükelçisi olur. Viyana'da bir at kazasında ölür:
"Bozcaada'nın (Tenedos) anlatımı:
Bu çok küçük her yerinde bağlar olan bereketli ada, İstanbul'da (Constantinapol) çok sevilen şarabıyla ünlü. Tüm adada sadece kayalık üzerinde, limana girişi kontrol eden bir tek kale var. İsminin kökeniyle ilgili bilgileri Pausanias'ın eserinde (Kitap 1, Bölüm 14) bulabiliyoruz. Etrafta bazı sütün kalıntıları, bazı eski anıtlar görülüyor. Karşıdaki Asya kıyısında antik kent Alexandria Troas yer almakta ve biraz ilerde ise, günümüzde Çanakkale Boğazı'nın (Dardanellen) Asya kıyısındaki ilk kalesi olan Siegeum burnu var. Burada bir platonun üstünde, İngiltere'deki diğer Asya'dan gelen anıtlarla birlikte anlatılan, üstünde yazıt olan güzel bir mermer bulunmuş. Harabelerinin üzerinde koşturup duran diğer gezginler gibi Troya'yı aramak için yollara düşmedim: "Et Campos ubi Toia fuit" (Bu tarlalar Troya'ydı bir zamanlar/Vergil). Bana kesinlikle söylediklerine göre, buralarda birkaç tane Roma Dönemi mezarları ve bir giriş ya da bir geçit kapısının harabeleri varmış. Avrupa Yakasındaki Seddülbahir ve Kilitbahir Kaleleri (1784, José Moreno)
Yaz aylarında kuruyan, zaten çok büyük olmayan Simois ve Ksantos ırmakları, Homeros'un ölümsüz şiirleri olmasaydı, bu topraklardaki yaşanmış olan pek çok diğer olaylar gibi hiç kimsenin haberi bile olmadan, unutulup giderdi. Büyük İskender, bu ünlü şehrin, kahramanlarının ölümsüzlüklerini şair ve sanatçılar tarafından anlatılmasından mutlu oluyordu. O, gelecekte yaptıkları işleri destanlaştıracak bir ozanı olmadığı için gözyaşı dökmüştür...
Çanakkale Boğazı'nın (Dardanellen), yani eski Hellespont'un Avrupa yakasındaki ilk kalesine bakıyorum. Bazı seyyahların anlatımlarında abartarak belirtikleri gibi ne giriş o kadar dar, ne de toplar o kadar büyük. Çevresi çok güzel, ama Asya kıyısına doğru çok daha güzel ve boğaz kıyısı boyunca oldukça verimli. Dardanellen'in ikinci kaleleri ise Çanakkale Boğazı'nın (Hellespontus) en dar yerinde kurulmuş. Burada, aşkının kurbanı olan mutsuz Leander'in eski Abydos ve Sestos kentleri yer almakta. Burada Kserkses ordusunu Hellespont üzerine yaptığı köprüden geçirirken, dalgaların köprüyü yıkması nedeniyle boğaza çok öfkelenmiş. Asya tarafındaki kalenin içinde birkaç tane kırık sütün ve Romalı tarzında yuvarlak bir sunak görülmekte. Bu sunak çok büyük ve sağlam yapılmış. Fransız konsolosu burada oturuyor. Aynı zamanda burada çok sayıda Rum yaşıyor; çevre çok güzel ve çok güzel şarap üretiliyor. Türkler tarafından geçilemez olarak kabul edilen kale sadece iki savaş gemisiyle bile alınabilir. Tüm toplar su seviyesiyle aynı yükseklikte. Kırk adım uzunluğunda toplar var ve bazı gülleler yüz elli kilo ağırlığında. Buradan Gelibolu'yu (Gallipolli) gördüm; oldukça büyük bir kent; günümüzde Marmara Denizi ya da Akdeniz olarak adlandırılan Propontis'in kıyılarında yer alıyor. Kentte Türklerden çok Rumlar var. Bizans İmparatorluğu'nun, İstanbul'un (Constantinopol) düşmesinden önce kaybettiği son kent. I. Süleyman 1357 yılında kenti almış. Eskiler burayı Gallipolis olarak adlandırmakta. Karşıdaki Asya kıyısında Türklerin yaşadığı yerleşme Çardak (Chardat) yer almakta. Burada Kserkses'in kendisine şarap yollaması için Themistokles'e verdiği eski Lampsakos yer almakta. Kentte yaşamış usta sofist Anaksimenes, kenti Büyük İskender'in öfkesinden kurtarmıştır. Ayrıntılar için Pausanias'ın 6. kitabı 18. bölümüne bakılabilir. Çevrede Dor tarzında yapılmış, büyük bir olasılıkla bir tapınaktan arta kalmış sütunlar görülmekte."