1855
L

Lady Hornby

Sesli Dinle

Gelibolu Çarşısı (1811, Antoine-Laurent Castellan)
Gelibolu Çarşısı (1811, Antoine-Laurent Castellan)
Gerçek adı Lady Emlia Bithynia Hornby 8 Eylül 1855'de kocası Sir Edund Grimani Hornby ile birlikte İstanbul'a gelir. Daha sonra İstanbul'dan annesi ve eşine yolladığı 65 adet mektup 1858 yılında In and Around Istanbul ismiyle yayınlanır. Oldukça fazla ilgi gören kitabı birkaç yıl sonra yeniden resimli bir şekilde basılır. Anlatımlarında özellikle dönem Avrupa'sının klişeleri dikkati çeker. Bu mektuplar, İstanbul için de önemli ayrıntıları barındırmaktadır:

"Güvertede zincire vurulmuş iki başıbozuk gördük, İstanbul'da korkunç bir cinayet işlemişler ve oraya geri gönderiliyorlarmış. Son derece korkutucu ve vahşi görünen kara derili Araplardı; teknemiz yolcuları arasına katılmalarına memnun olmamıştık. Bu perişan tutsaklar gemiye geldikten sonra bir daha müzik çalınmadı.

Bir kez de Gelibolu'da durduk: tıpkı Siros gibi denizden son derece güzel görünen bir yer, ancak içi yalnızca bir Doğu kasabasının olabileceği kadar perişan durumda. Burada Kırım'a gitmekte olan bir Fransız müfrezesi bize katıldı, komutanları dikkate değer, yakışıklı bir subaydı. Onu yolcu etmeye gelen iki Fransız subayı candan bir şekilde elini sıktılar ve sert yanaklarını öperken son derece duygulu bir şekilde‚ "Adieu, mon cher ami!" dediler. Bu korkunç Kırım!

Gelibolu'da birçok Rum ve az sayıda Türk güverte yolcusu da aldık, yanlarında yorganları, antik formlu su testileri ve yolculuk için sepet sepet ekmekle kavunları vardı. Zavallı Türk kadınları beyaz yaşmakları ve üzerlerine bol gelen, kullanışsız feraceleriyle çok rahatsız görünüyorlar. Bir köşeye toplanmış, hareket bile etmiyor, korkmuş koyunları andırıyorlar. Erkeklerse bohçalarını yerleştirir yerleştirmez seccadelerini serip dua etmeye başladılar; alınları güverteye değene kadar diz çöküp yere kapanıyorlardı...

Görmeyi çok istediğim Kaz Dağı, Sestos ve Abidos'u sabahın erken saatlerinde geçerken maalesef hala uyuyorduk. Ancak Çanakkale Boğazı'ndaki beyaz kaleleri geçerken uyanmıştım ve onları hayranlıkla izledim. Çar Nikola'nın deha ve hırsına sahip biri için bu bölgenin ne kadar önemli olduğunu iyice anladım. Çanakkale Boğazı'nda vapurumuzla ilerlemek hoştu. Her bir yelkenini güçlü rüzgârların şişirdiği, askerlerle dolu büyük Fransız ve İngiliz savaş gemilerini geçtik.

Türkler bu kasabaya Çanakkale adını vermişler. Burası, Sulla ve Mithridatis'in arasındaki o önemli antlaşmanın imzalandığı (gördüğünüz gibi yolculuklarımda mümkün olan her şeyi öğrenmeye çalışıyorum) ve modern çağlarda da Türklerle İngilizler arasında 1809'da bir başka antlaşmanın imzalandığı antik Dardanos.

Kasabanın üstündeki tepelerde Hekuba'nın mezarını işaret ediyorlar; anlatılana göre Kserkes bir köprü oluşturarak teknelerini bu mezarın karşısına demirlemiş. Dünyanın bu bölgesindeki her karış toprak ünlü klasik ve tarihi kişilerle dolu.

Civar tepelerde General Beatson tarafından komuta edilen başıbozukların beyaz çadırlı ordugahlarını görebiliyorduk. Çanakkale Boğazı'ndaki her şeyin yolculara oldukça ilkel geldiğini söylüyorlar. Tıpkı Kutsal Kitap'ta anlatılan zamanlardaki gibi saban çeken sabırlı öküzleri, buğday öğüten, ilkel bir iple yün eğiren ya da eski kuyulardan su çeken kadınları görebilirsiniz.

Denizdeki son gecemiz güzeldi, ama güneş batarken şiddetli bir kızıllık oluştu. Dağlardaki kömür ocaklarının ateşi karanlık çökerken muhteşem bir etki yaratıyordu. Çoğu, dik ve engebeli yamaçların birkaç dönümünü kaplayacak şekilde yayılarak, sanki uzakta büyük şehirler yanıyormuş gibi gökyüzünü ürkütücü bir kızıllık kaplıyordu."