Orhaniye Tabyalarından Eski Kumkale ve Akhilleus Tümülüsü (1890, William Simpson) İngiliz dilbilimci, halk bilimci ve etnolog olan Lucy Mary Jane Garnett. 19. yüzyılın sonlarında İzmir, İstanbul ve Selanik'te sekiz yıl boyunca seyahatler yapar. Bu dönemde özellikle Türk kültürü ve insanları üzerine yaptığı gözlem ve araştırmalarıyla pek çok kitap yazmıştır. 1849-1934 yılları arasında yaşayan yazarın Osmanlı ve Türkiye'ye ilişkin en önemli eserleri şunlardır: Ottoman Wonder Tales (Osmanlı Peri Masalları), Turkish Life in Town and Country (Şehirde ve Kırda Türk Hayatı), Home Life in Turkey (Türkiye'de Ev Hayatı), Mysticism and Magic in Turkey (Türkiye'de Tasavvuf ve Sihir), Turkey of the Ottomans (Osmanlı Türkiyesi)'dir. Garnett'in tam olarak hangi yıllarda Çanakkale bölgesine geldiği belirtilmese de 1890 yılları ortasında olduğu anlatımlarından anlaşılmaktadır.
"Çanakkale Boğazı ve çevresi çok zengin doğal güzelliklerine rağmen, buraya gösterilen ilgi özellikle konumu ve buradaki limanlar ve kıyılarla ilişkilendirilen tarihsel olaylar nedeniyledir. Asya kıyısında en azından her çıkıntı, sahildeki her koy, belki de eski bir kent yeri ya da mitolojik bir olayın geçtiği yer olarak saptanmıştır. Boğazla birbirinden ayrılan iki yarımadanın büyük olanı Asya'nın en batı noktası özelliğini taşıyor ve "Ölümsüz Troya Destanı"nı tümüyle kapsıyor...
Diğer kıyıda yukarıda belirttiğimiz Beşik Koyu'nun burunu sığ bir dönüş yaparak Kum Burna'na kadar ilerliyor. Bu isim, İngiliz ve Fransız gemilerinin 1853'de demir attıkları yer olarak ve aynı gemilerin Doğu Sorunundaki son krizdeki önemi nedeniyle, Batılıların kulaklarına aşina gelecektir.
Buranın hemen karşısında Bozcaada (Tenedos) adasının limanı var; Vergil'in (de statio male fida carinis (gemiler için çok güvenli bir liman değil) anlattığı gibi, dik, kayalık, kıyının diğer taraflarında ise sahile çıkmak imkânsız. Küçük liman hem güzel hem de çok ilginç. Büyük oranda Türk ve Rumlardan oluşan adadaki üç bin kişiyi barındıran kasaba, tepenin üst taraflarına doğru yükselmekte ve iç taraflarında kuleleri olan sağlam duvarlarla çevrili bir kaleyle taçlanmakta. Güneydeki tepelik yamaçta bir dizi şeklinde rüzgâr değirmenleri var; küçük bir kule limana girişleri kontrol ediyor. Bir ya da iki tane basitçe boyanmış yelkenliler palamarla limana bağlanmış, Doğu'da tadıyla ün salmış Tenedos muskat şarabını fıçılarla gemiye yüklüyorlar.
...
Çanakkale Boğazı Girişindeki Anadolu Yakasındaki Yenişehir Köyü (1801, William Gell)
Bozcaada'nın (Tenedos) ötesinde Troas kıyısının kayalık ve sarp uçurumları gözüküyor. Üzerinde tümülüsler olan ve yerli denizciler tarafından Troya Burnu olarak isimlendirilen küçük plato, hemen "Tavşan Adası"nın karşında yer alıyor; burası M. Choiseul-Gouffier tarafından antik Agamias ile özdeşleştiriliyor. "Evlenmeyen" anlamına gelen bu yerin, verdiği sözü tutmayan Laomedon'un Poseidon tarafından cezalandırılması için yolladığı deniz canavarı için kıyıya bırakılan Troya'nın genç kızları için yapıldığı söylenmekte. Sıra kralın kızı Hesione'ye gelince Amazonlara karşı gittiği bir seferden dönen Herakles; eğer Laomedon kendisine Tros'un bir zamanlar Ganymede karşılığında Zeus'tan aldığı atı verirse, genç kızları kurtaracağı sözünü verir. Kral söz verir, ama yeniden verdiği sözü tutmaz; bunun üzerine altı yelkenli gemisiyle Troya'ya sefer düzenler ve Priam dışında Laomedon ile tüm çocuklarını yok eder.
Ancak bazı yazarlara göre ise, bu deniz canavarı aslında, Troyalıların genç kızları için ona fidye ödedikleri Keton isminde bir korsandır. Kayalıklar arasında kuzeye doğru görülen sarp uçurumun (Propognaculum Herculis), Heraklesin yanaştığı kıyı ve Troyalıların korsanla buluştuğu yer olduğu tahmin ediliyor. Bu uçuruma varmadan önce, denizin üzerinde 203 feet yüksekliğinde platoya kurulmuş Yeniköy'ü (Yenikeui) geçtik. Bu sarp kayaların ilerisinde çok sayıda yükselti ve Yeni Şehir'e doğru köy boyunca ara ara yel değirmenleri var. Onların arasında, antik Demeter tapınağının üstüne yapılmış, ona ait bazı mermer parçalarının kullanıldığı St. Dimitri şapali yükseliyor. Pagan sunakların, kiliseler tarafından Hristiyan ermişlere fonetik olarak benzeri isimlerle adanmasına Doğu'da sıkça rastlanıyor. Bir Apollo betimlemesi olan Helios, St. Elias'a dönüşüyor, Parthenos ise Meryem Ana'ya dönüşüyor, bu böylece devam edip gidiyor.
Yeni Shehir (Yeni Şehir) antik Siegeum kentinin üstüne kurulmuş. Ancak kalenin yerine çok sayıda yel değirmeni yapılmış ve geriye kalan parçaları etrafa dağılmış olan Atina Tapınağı'nın üzerine ise Hristiyan kilisesi inşa edilmiş. Antik kent, büyük oranda İlium'un (Troya) tapınak, kule ve savunma duvarlarının harabelerinden getirilen taşlarla, Siegeum'un olduğu yerde durup burada yapılmasını sağlayan hükümdar tarafından inşa edildiği söylenmekte. Bu noktadan göz görebildiğince her yeri görebilen muhteşem bir manzara var. Doğu'da Homeros ovası, batıda Ege Denizi ve adalar, tüm bölgedeki büyüleyici güneş doğuşu ve batısında da görülebilir. Gökçeada'nın (Imbros) arkasında Poseidon'un oturduğu ve Troya kentinin önündeki çatışmaları seyrettiği, zirvesiyle Semadirek (Samothrake) var; eğer hava açık olursa, yüz milden daha uzak olan kutsal Athos'un dağı da gözükmekte. Kuzeyde mavi Çanakkale Boğazı'nın (Hellespont) girişi, hemen karşıdaki Asarlık (Eleus/Abide Tepesi) kentinin olduğu Trakya Yarımadası'nı sınırlamakta. Bu noktanın mitolojik, doğal ve tarihi önemine bir de, anlatılanlara göre, burasının, yanındaki çok sayıdaki kahramanla beraber Herakles'in ve Agamemnon'un komutasındaki Greeklerin Troya'ya saldırdığı yer olduğunu da eklemek gerek.
...
Çanakkale Boğazı'nın Gelibolu Kıyısı (1801, William Gell)
Troya ovası belki de verimli toprağı ve muhteşem manzarasıyla etrafını çevreleyen bölgeden daha güzel ve bizler, bir tarafta çayırlardaki otların arasından, kırmızı, sarı, beyaz çiçekler, diğer tarafta mısır tarlaları arasında Dr. Schliemann'ın çok güzel kazısına atla gittik...
Gezginler, buradan Avrupalıların genel olarak "The Dardanelles" olarak isimlendirdikleri küçük kasaba Çanakkale'ye (Chenak) atla gidebilirler. Burada oldukça sık kuzeyden esen sert rüzgar nedeniyle denizden yapılacak yolculuk bir gün, ama atla kıyı boyunca, Asya tarafındaki bereketli ovalar, ormanla kaplı tepeler ve Avrupa kıyısındaki kayalık platolar ve sarp yamaçlarla bezeli Çanakkale Boğazı'nın (Hellespont) güzel manzarasıyla birlikte altı saat sürüyor. Boğazın en dar yerindeki geçişleri kontrol eden Asya kalesi, İda Dağı'ndan çıkan ve Homeros'un anlattığı Rhodios ile özdeşleştirilen nehrin Çanakkale'ye (Dardanelles) döküldüğü yerdeki ağzın üzerine kurulmuş. Bu kale Türkler tarafından Sultaniye Kalesi (Sultanın Kalesi) ya da kasabadaki en önemli endüstri olması nedeniyle Çanak Kale (Çanakların Kalesi) olarak isimlendiriliyor. Burası, sağlam olarak inşa edilmiş kale ve modern toplara sahip. Denizden bakıldığında Çanakkale limanı boyunca uzayıp suyun sınırına kadar geliyor: minareler ve yeşil jalûzileri, kırmızı kiremitli çatıları, sandal direkleri ve yüzme kulübeleri olan renkli evlerle, birbirlerinden ayrılan farklı bayraklarıyla konsolosluk binaları, insana bir Boğaziçi havası veriyor. Kasabada karışık bir nüfus var, çoğunluk olan Yahudiler şarap ticareti ve ellerindeki fermanı göstermek için buradaki limana gelen yelkenlilerin zorunlu oldukları stopajlarla ilgili küçük işlerle uğraşıyorlar. Çanak çömlek üretimi en ilkel makinelerle gerçekleştiriliyor. Yerel ihtiyaçlar için yelkenlilerin yanı sıra, çok sayıda ama yoğun desenli vazolar, su testileri üretilmekte ve bunlar geçip giden gemilerin güvertelerinde satılmakta. Bunlardan bazıları aslan, at ve diğer hayvan biçiminde ve Troya Ovası'ndaki yanık kentte bulunmuş olan hayvan biçimli kaplara benziyorlar."