1912
Walter Leaf

Walter Leaf

Sesli Dinle

Kazdağlarındaki Çamların Bittiği Yer ve Göçmen Türkmenlerin Çadırları (1912, Walter Leaf)
Kazdağlarındaki Çamların Bittiği Yer ve Göçmen Türkmenlerin Çadırları (1912, Walter Leaf)
1852 yılında doğan İngiliz Sör Walter Leaf, hem bankacılık yapmış ama aynı zamanda dönemin önemli klasik dönem dilbilim uzmanları arasında yer almıştır. Ölümü 1927 yılına kadar Homeros çeviri ve yorumlarının yanı sıra, antik dönem ismi Troas olan Biga Yarımadası'nda yaptığı araştırmaları büyük ilgi çekmiştir. Cambridge'de klasik dönem kültürleri ve dilleri konusunda eğitim alan Leaf, dönemin en önemli Homeros uzmanı olarak kabul edilmiştir. Almanca, Fransızca, İtalyanca gibi birçok dili çok iyi bilen Walter Leaf, Çanakkale Savaşları'nın öncesinde Troas Bölgesi'ni detaylı bir şekilde gezmiş ve Homeros destanlarındaki bu bölgeyle olan bilgilerle, o dönemin topografyası arasındaki benzerlikleri büyük bir titizlikle ele almıştır:

"...
Troas'da Ulaşım
Troas'ı ziyaret eden herhangi Batılı bir ziyaretçi için başlangıç noktası, doğal olarak, doğudan ve batıdan günlük olarak gelen buharlı gemiler nedeniyle Dardanelles (Çanakkale) kenti. Çanakkale'den başlayan asfalt yol Eren Köy ve Bayramiç ovasının en batısındaki Ezine'ye kadar gidiyor; bu mesafe yaklaşık elli kilometre. Çanakkale'den Eren Köy'e giden yolun ilk bölümü eski ve çok bakımsız bir halde bırakılmış. Çanakkale kentinin hemen etrafındaki bir millik mesafede tüm araçlar terk edilip, kıyıdaki kumlu tarlalardan geçilmek zorunda. Ama ziyaretimiz sırasında yollarda tamir için ciddi çalışmaların yapıldığına şahit olduk. Pek çok yerin çok sayıdaki işçiler tarafından düzeltildiğini ve ilk ziyaretimiz sonrasında çeşitli menfezlerin gerçekten yapılmış olduğunu gördük. Eren Köy'e giden dik sahil yamacı ise kötü durumda ve hiçbir zaman iyi bir yol yapılamayacak durumda. Yolun Eren Köy ile Ezine arasındaki bölümü ise sadece beş altı yıl önce çok güzel işçilikle yapılmış. Kemer Su vadisi ile Karamenderes boğazı arasındaki kireçtaşından geçit ise denizden beş yüz feet yüksekliğindeki zikzaklar şeklindeki yol ile aşılmakta. Yolun yüzeyi iyi durumda ve bir motorla hiçbir zorluk olmadan tüm mesafe geçilebilir. Gerçekten de burası Troas'daki tek iyi konumdaki yol. Bölgedeki köy yollarının en iyisi ise Ezine'den Bayramiç ovasının ortasından geçen asfalt olmayan yol. İlk kez gelenler için Türk köy yollarının güzelliğini görmek için en iyi başlangıç yerlerinden biri. Çanakkale'den Bayramiç'e kadar, yaklaşık on beş saatlik uzun bir günlük yolculukla gitmek mümkün; böylece beş gün yolculukla Londra'dan Troas'ın kalbine ulaşılabilir...

Bölgenin dikkati çeken özelliği ise, gerçekten antik bir yerleşimin yeri tespit edildiğinde, orada aynı büyüklükte önemli başka bir kent yerleşmesi yer almamakta.

Bu durumla ilgili olası bir istisna ise; bölgedeki Çanakkale Boğazı kıyısı boyunca Abydos'tan sonra en önemli ikinci kent olan Lampsacus'un, eski kent merkezinin görüldüğü kadarıyla tam olarak üzerine kurulmuş Lapseki'de bulunabilir; ama Lapseki birkaç bin nüfusun olduğu büyük bir köyden başka bir yer değil.

Diğer kasabalar ise Dardanelles (resmi olarak Kale Sultaniye, ama genel olarak Çanak Kalesi isimi kullanılmakta; merkezde yer alan büyük Scamander (Karamenderes) Ovasının tam doğu ve batısında yer alan Ezine ile Bayramiç; Satniois'in (Tuzla Çayı) yukarı havzasında yer alan Ayvacık; Biga Çayı (Granicus) dağlardan aşağı havaya aktığı yerdeki Biga ve antik Adramyttium'u temsil eden Edremit. Bu yerleşmelerden hiçbiri bilindiği kadarıyla antik yerleşmelerin üzerine kurulmamış. Çanakkale boğazdaki merkezi yerleşme olarak Abydos'un devamı. Buradaki yerleşim değişikliği barutun keşfi ile ilişkili gibi gözükmekte; kent 1470'de Türkler tarafından kurulmuş kalenin etrafında gelişmiştir. Boğazın en dar yeri yaklaşık 1370 metre ve bu nedenle iki yakadaki toplar geçen gemileri durdurabilme gücüne sahip. Abydos tarafında boğaz çok daha geniş ve yerleşme bu nedenle daha kolay demir atılabilen Nagara burnuna kaymıştır. Assos'un devamı ise sefil bir köy olan Behram'dır...

Kazdağlarındaki Yörük Köyü (1912, Walter Leaf)
Kazdağlarındaki Yörük Köyü (1912, Walter Leaf)

İda Dağı, bir bütün olarak çok güzel ve farklı açılardan da çok ilginç bir yer. Yazın sıcak aylarında aşağıdaki araziler tümüyle kurur ve bu nedenle çok sayıdaki göçer grupları, koyun ve sığırlarıyla, karın erimesiyle otların büyüdüğü dağ yükseltilerine göç ederler. Bizler Mayıs ayının ortasında oradaydık, zirvede halen oldukça yoğun kar vardı, ama göçerler kışın kaldıkları köylerinden dağın aşağı yükseltilerine doğru göçe başlamışlardı. Yaz yerleşmesinden önceki en yüksek yerde olan oba yerleşmesini göstermekte. Yerleşme kabaca yapılmış kulübeler, bölgede yaygın olan yeniden kurulabilen kahverengi çadırlardan meydana gelmekte. Kışın yağan kar bu kulübeleri tahrip eder ve yer yıl kulübeler yeniden yapılır. Fotoğrafta yaklaşmakta olan göç için yeniden tamir edilen kulübelerden bir tanesi görülmekte. Diğerleri ise halen harabe halinde. Bu oba yerinin yüksekliği yaklaşık 1500 metre ve gördüğümüz kadarıyla da çam ağaçlarının üst sınırını göstermekte. Bizler göçerlerin arasında önemli sayıda Epirus'dan göç eden ve "Karakatzani" ya da Kara Kaçanlar olarak adlandırılan göçmenleri bulmak istedik. Bu göçmelerden biriyle Ezine'deki bir aş evinde tanışmıştık. Bize kendilerinin Yunanlı olduğunu söyledi, ama onların gerçekten Yunanca konuşan Vlach kökenli mi (doğu Sırbıstan'daki etnik bir grup. R.A.) yoksa Epiruslular mı (Arnavutluk ve Yunanistan sınırındaki yerleşme. R.A) oldukları tam kesin değil. Bize anlattığına göre yaklaşık elli aile, Ali Paşa'nın Yanya'da valilik yaptığı dönemde (1788 yılı R.A.) evlerini terk edip Troas bölgesine gelmişler ve o zamandan beri burada yaşamaktalar. Garip bir tesadüf sonucu bu adamla İda Dağı'nda yeniden buluştuk ve onu çadırında ziyaret ettik. Vlachsların çoğunun halen Valagça konuşmaları nedeniyle kendilerini Yunanlı olduklarını iddia etmeleri genel olarak bilinmekte, ancak biz bunun pek öyle olmadığını tespit ettik, çünkü çadırın dışındaki çocuklar birbirleriyle sadece Yunanca konuşuyorlardı.

Diğer önemli grup ise bu bölgeden çok uzun bir süredir yaşamakta olan, hiç kuşkusuz yüzyıllarca, büyük bir olasılıkla Osmanlı Türklerinin bölgeyi kontrol etmelerinden sonra buraya gelen Türkmen kökenli Yörüklerdir. Gözlemlediğimiz kadarıyla büyük oranda göçmen geleneklerini kaybetmiş olan bu grup, sığırlarını yaz aylarında İda Dağı'na çıkarmaktalar. Diğerlerinden farklı olarak bunlar ormancı olarak ormanda elle kereste çıkarma işini yapmaktalar ve olasılıkla suyun gücü onları büyük bir hızla yerleşmelerini değiştirmeye zorlamakta. Yürükler için İda Dağı kutsal bir dağ ve her yıl orada düzenli olarak törenler düzenliyorlar. Müslüman olmalarına rağmen, oldukça garip bir şekilde bu törenler için seçtikleri gün Hristiyanlıkta Meryem'in göğe yükseliş günü olan 15 Ağustos seçilmekte. Bizler su değirmeninin olduğu yerde konaklarken; Bay Hasluck, yerleşmeye bekçi olarak bırakılmış bekçiyi bulup getirdi ve ondan dağla ilgili pek çok destan dinledik..."