1740
Richard Pococke

Richard Pococke

Sesli Dinle

Akhilleus Tümülüsü (1801, William Gell)
Akhilleus Tümülüsü (1801, William Gell)
İngiliz Kraliyet ve Londra Eski Kültürler Derneği üyesi olan Richard Pococke (1704-1765) 1733-36 yıllarında önce Avrupa ülkelerini gezdikten sonra 1738'de İskenderiye'ye varır. Burada üç yıl kalan Pococke. 1840 yılında Doğu Akdeniz ülkelerini (özellikle Yunanistan ve Anadolu'yu) ayrıntılı bir şekilde gezer. Bu gezisi kapsamında 1740 yılında Çanakkale Bölgesini inceler. Pococke aynı zamanda İstanbul ve yakın çevresini, Bursa ve Ankara'ya kadar Anadolu'nun farklı kentlerini ziyaret eder. Bu gezisi sonrasında ülkesine döndüğünde İrlanda kilisesinde başrahip olur. Ancak daha çok gezileri sırasında yazdığı ve 1745'de yayınladığı günlükleri ile tanınır. Pococke'un Çanakkale Bölgesi, özellikle de Troya Ovası ve çevresi konusundaki gözlemleri ilk detaylı doğru yorumlar olması nedeniyle büyük önem taşımaktadır. Pococke, aynı zamanda Ortaçağ Arapça metinlerinin kökeni üzerine araştırma yapan ilk Avrupalıdır. Günlüklerinde dönemin hâkim olan Grek kültür hayranlığı (Philhelenizm) belirgin bir şekilde görülmektedir:

"İstanbul'dan (Constantinopolis) sonra Çanakkale Boğazı'ndan (Dardanelle) Bozcaada'ya (Tenedos) gittim. Bu ada antik dönemde Calydna olarak adlandırılıyormuş ve adanın güneyinde iki ada daha var; bu adalar da günümüzde aynı isimle adlandırılmakta; ama aynı zamanda Leucophrys ismi de kullanılmış. Antik kaynaklar adanın anakaradan beş mil (1 mil = 1609 mt. R.A.) uzaklıkta olduğunu söylemekte, ancak şimdi hesaplandığında dokuz mil olduğu görülmekte; Gökçeada'ya (Imbros) uzaklığı otuz, Yenişehir (Jenichahere) burnu ya da Siegum'dan ise yirmi mil; Midilli'den (Mytilene) ise doksan mil uzaklıkta; uzunluğu beş, genişliği ise dört mil. Antik kaynaklara göre ise on bir mil uzunluğunda ve çeyrek daire şeklinde. Ada, Aeolya'nın sınırları içinde kabul edilmekte ve iki limanı olduğu söylenmektedir; Bunlardan bir tanesi tahminime göre şu an kullanılan liman; diğeri ise batıdaki kuzey rüzgârına kapalı, kaleye ve kente daha yakın olanı. Grek filosu Troya'lılara karşı, filolarıyla burada beklemişler, ancak burası çok fazla değer verilen bir liman değilmiş. Karşı kıyıya doğru gemilerin seyri seferi oldukça güvenli gibi gözüküyor. Burada Smintheon Apollo tapınağı varmış. Büyük bir olasılıkla kaleden önce düzeltilmiş. Büyüklüğü iki feet çapında olan, şimdi beyaz mermerden sütunların etrafa dağıldığı yerde olmalıydı. Sadece kuzey köşesine doğru konumlanmış adada iki yüz Grek, yüz Türk ailesi yaşamakta; bir kilise ve rahibelerin yaşadığı yoksul manastır var; hepsi de Midilli (Mytiline) başpiskoposunun yönetiminde. Kale oldukça geniş ve büyük, iki limanın arasındaki kayalık burunda geniş bir düzlük var; büyük bir olasılıkla bu kale ya da kalenin bazı bölümleri, Justinian'nın, Mısır'dan getirip İstanbul'a götürmek istediği buğdayı, karşı rüzgarların olduğu dönemlerde depolayıp, gemilere yüklemek için yaptırdığı depoların üstüne yapılmış. Yerleşmenin etrafındaki arazi kayalık ve işlenmemiş ve Türkler bu alanda tarım yapılmasına izin vermiyorlar. Ancak kuzey tarafında dar bir alanda tarım yapılmakta. Bu ada Kaptan Paşa'ya ait ve sadece kaledeki yeniçeriler ihraç edilen kaliteli şarap ve brandy alabiliyorlar. Adada çok kısa bir süre kaldım ve yolda olan İngiliz gemisinin sadece güvertesindeydim...

Alexadrea Troas'ın İlk Planı (1740, Edward Pococke)
Alexadrea Troas'ın İlk Planı (1740, Edward Pococke)

İstanbul'dan (Constantinopole) ayrıldıktan sonra, Edirne (Adrianaple), Tekirdağ (Rodosto), Gelibolu (Gallipoli) ve Trakya'daki diğer yerlere uğradım ve yirmi dört Temmuzda Gelibolu'da gemiye bindim ve Asya kıyısından Çanakkale Boğazı'na (Dardanels) doğru yelken açtık. Lapseki (Lamsac) kıyısından karşıdaki Gelibolu'ya (Gallipoli) olan mesafenin on iki leagues (1 leagueg = 5, 5 km. R.A.) olduğu söylendi, ama on iki milden daha fazla değil. Buranın antik dönemlerde Hellespont olarak adlandırılması, Helle'nin buradan, altından koç postu üzerinde karşıya geçmek isterken boğulması nedeniyledir. Avrupalılar Dardanels ismini kullanmakta, Türkler ise, hem ortasındaki kalelere, hem de denize Boğaz (ağız ya da giriş) demektedir. Dardanels'in girişi artık Asya tarafındaki fenerden, Lapseki (Lamsac) hesaba katılmadan bir league (1,5 km) ve Avrupa fenerinden Gelibolu'ya (Gallipoli) kadar ise yarım league mesafesindedir. Tam uzunluğu yaklaşık 5 mil ( 1mil=1600 mt.) en geniş yeri dört milden daha fazla değil. Sestos ile Abydos arası sadece yedi stadia (1 stadia=157 mt); ölçütlerine göre Lapseki (Lampsacum) ile Abydos arası yüz yirmi stadia, buradan Dardanos'a kadar ise yirmi stadia, Rhaeteum'a olan mesafe ise belirtilmemiş, ancak yirmi olmalı. Rhaeteun'dan Siegeum'a elli, hepsi toplam otuz buçuk; ancak Dardanus ve Rhaeteum bunun dışında; belki de kıyıdan koya yuvarlakça ölçtüler. Çanakkale Boğazı (Hellespont) büyük oranda tepelikli, özellikle de batı kıyısı ve anakara güneye doğru kapanıyor, geniş bir limana benziyor. Daha sonra ise, yaklaşık bir leageu düzgün bir şekilde daralarak ilerliyor, güney bitişinde Dardanel kaleleri, ortaya yakın bir yerlerde ise Dardanel geçidi var. Pek çok kişi bunların Sestos ve Abydos olduğunu sanmış, bazıları ise bu yerlerin kuzeydeki en dar nokta olarak varsaymış. Asya kıyısında ise uzun bir tepe ya da set var. Hepsi, kalelerin kalıntıları gibi bir tepecikle sona eriyor. Avrupa tarafında bir tepe var ve kuzeye doğru ise, şu anda Dervişlerin kaldığı, harabe bir kale olan Akbaş (Acbash) var. Boğaz boyunca güneye doğudan çok az ilerde belki de Sestos'un bazı kalıntıları var: Burada olan yerleşmelerin, Abydos ve Dardanus arasında belirtilen uzaklıktan; Dardanium burnu ve Dardanos kentine sekiz buçuk mil olan, Franklar tarafından Berber (Berbiree ya da Berbieri) burnu olarak adlandırıldığı kanaatindeyim. Burası günümüzdeki kaleden sadece bir league uzaklığında; bazıları bunun Abydos olduğunu düşünüyor. Söylendiğine göre Sarıçay (Rhodius) Abydos ve Dardanos arasından akıyormuş; Çay (Chaie) olarak tanımlanan ırmak sanki kalenin olduğu yerde denize dökülüyor. Taştığı zamanlar ise kalenin duvarlarını yıkıyor. Bu nedenle Abydos burada olmalıydı. Bu nedenle Dardanos arasında değil de, nehrin güneyinde, Abydos'da denize dökülen nehrin bu nehir olduğunu söyleyebiliriz. Strabo'da Abydos'un Çanakkale Boğazı'nın (Hellespont) ağzı ile Marmara Denizi (Propontis) arasında olduğunu söylüyor. Bu nedenle benim argümanım, buranın daha kuzeydeki Marmara Denizi'ne (Propontis) doğru giden yerde olduğudur. Her nerede olursa olsun, önemli olan konu Kserkses'in Asya'dan Avrupa'ya yaptırdığı köprünün yeri burası. Bu nedenle Rhodius Asya kıyısındaki Dardanell kalesinden akmakta. Bizlerin hesaplamalarına görec Cynosema, Hecuba'nın mezarı, anlatıldığı üzere Sarıçay'ın (Rhodius) ağzının karşındaki kaledeydi. Abydos Miletliler (Milesians) tarafından Lydia kralı Gyges'in izni ile kurulmuş. Bu yerin insanları Makedon kralı I. Philip'e karşı direnmişler ve daha fazla dayanamayacaklarını anlayınca topluca intihar etmişlerdir.

Çanakkale Boğazı Girişine Dökülen Karamenderes Nehri ve Farklı İki Troya Lokalizasyonu (1823, Johann Jakob Horner)
Çanakkale Boğazı Girişine Dökülen Karamenderes Nehri ve Farklı İki Troya Lokalizasyonu (1823, Johann Jakob Horner)
Türkler tarafından bazen Boğaz Hisar (Girişin Kaleleri) olarak adlandırılmakta. Ancak doğudakine Natoli Eskihisar (Eski Asya kalesi) denilmekte. Bu kale oldukça yüksek bir yapı, dış duvarlar ve küçük kulelerle çevrili. Deniz kıyısında taşıma arabası olmayan on dört tane pirinçten dökülmüş toplar var. Toplar her zaman taş güllelerle dolu; kontrol için durmadan geçmek isteyen gemileri her an batırmaya hazır bir şekilde: Her hangi bir gemi geçerken kaledekileri selamlarsa, onlarda top ateşiyle karşılık vermekte...

Kalenin kuzey bitimindeki yerleşme (Çanakkale) bir mil uzunluğunda, yarım mil çapındadır. Burada bin iki yüz tane ev var. İki yüz tanesi Greek, yüz tanesi Ermeni ve elli tanesi Yahudi. İki tarafta da pamuk ve yelken üreten büyük üretim merkezleri var. Aynı zamanda, yıllık ihracatı on beş bin dolar olan, Delfi'dekine benzer çanak çömlek de üretmekteler. Aynı zamanda buradan balmumu, yağ, yün, pamuk ve pamuk ipliği de ihraç etmekteler; aynı zamanda küçük gemiler de imal edilmekte. Kasaba, kuzeye doğru yaklaşık iki mil uzunluğundaki ovada yer almakta ve Dardanium burnuna kadar uzamakta ve bir league genişliğinde (yaklaşık 1852 m. R.A.). Doğuya doğru daha yaklaşmak için nehri geçtim ve aradan yüksek bir tepe üzerine kurulmuş Gavur Kale/Atikhisar'a (Jaur - Kale) doğru yürüdüm. Kalenin aceleyle yapılmış olduğu söylendi ve çok büyük antik kalıntı izlenimi vermiyor. Çanakkale Boğazı'ndaki (Dardanel) kalede kalan Fransız bir konsolos ve İngilizce ve Almanca çevirmenlik yapan bir Yahudi var. Eskihisar (Rumeli eski kalesi) olarak adlandırılmış diğer kalede yirmi tane pirinç döküm top var, aralarından bir tanesi oldukça büyük, ancak diğer kaledeki kadar büyük değil. Kasabanın yüksek tepe tarafına doğru yaslanmış bir mil çapındaki bölümünde, gemi yelkeni üreten Türkler oturmakta.

Ayın yirmi yedisinde yeni ve eski Troya'nın konumunu görmek için, elçiliğin İngilizce çevirmeni ile birlikte kaledeydim. Deniz kıyısından gittik ve bir saat sonra Türklerin Kepez Burnu (Kepos-bornou) Avrupalıların ise Berbier ya da Berbrieri olarak adlandırdıkları buruna geldik. Bana göre burası antik Dardanos burnuydu ve ben burada küçük bir kasaba olan eski Dardanos'un olduğu, yapay olarak yükselen bir yüzey gözlemledim. Sylla ve Mithridates (Roma İmparatoru Sulla ve Pontus kralı Mithridates arasında Doğu-Roma İmparatorluğu'nun ilk barış antlaşması Pontus kralı M.Ö. 85 yılında Dardanos'ta imzalarlar, R.A.) burada buluşmuş ve barış antlaşması yapmışlardır. Bazıları ise Ganymede'nin (Troya'yı kuran Tros'un oğlu, Ganymede, avlanırken Zeus ona aşık olmuş ve kartalını göndererek Olympos'a getirmiştir) bu burundan alındığını söylerler. Bazılarına göre ise Erdek (Cyzicus) ve Kara Biga (Priapus)'nın sınırında Gyges burnu olarak adlandırılan Harpagia'dan alınmıştır.

Çanakkale Boğazı ve Marmara (1740, Richard Pococke)
Çanakkale Boğazı ve Marmara (1740, Richard Pococke)

Dardanos olduğunu sandığımız yerin kuzeyinde bir vadi var. Bazı yerleri doğuya doğru uzanıyor; bir olsalıkla burası, Dardanos'un yakınında olduğu söylenen Hektor koruluğu ve Pteleus gölünün olduğu Ophrynium olmalı. Bu bilgiler coğrafyacı Strabon'da belirtilmektedir. (Burası İntepe/Erenköy'ün hemen kuzeyindeki antik yerleşme R.A.). Yakınlarında sularla örtülü bataklık bir alan gözlemledim. Daha ilerde, kuzeydeki Troya ovasına doğru uzayan güneydeki beyaz yükseklikler deniz kıyısında sona eriyor. Deniz kıyısının biraz üstünde, bir tepede Rhaeteum antik yerleşmesi olmalı. Çıkardığım sonuç, buranın, eski kaleden altı mil ve Dardanos'tan tahminen üç mil uzaktaki Telmesh, ya da daha çok Jaurcui (Gavurköy/İntepe-Erenköy) olarak adlandırılan Hristiyan köyünün yakında olduğuydu. Bu tepeyi geçtikten sonra güneyde denizin yamacında yüksek bir nokta gördüm, sanki savunma duvarıydı ve buranın Telmesh'in batısında olduğuna karar verdim. Ajax'ın mezarı ve heykelinin olduğu Aintium, Rhaeteum'un yakınındaki burun olarak anılmakta ve ben Troya ovasının biraz uzağında höyük gibi yükselen bir tepe gördüm. Burada bazı mermer parçaları vardı; fakat bunun Ajax'ın mezarı olup olmadığını anlamak çok zor. Sonunda, Çanakkale Boğazı'nın (Hellespont) ağzındaki o ünlü ovaya geldik, iki mil uzunluğunda, dört mil genişliğinde, Dümrek Çayı (Simoeis R.A.) ve Karamenderes (Scamander) kesişerek akmakta... Güney batıya doğru, Çanakkale Boğazı'nın girişinde (Hellespont) Sigean burnunun yakınından alçak bir tepe uzanmakta. Buraya Yenişehir (Ienechahere) burnu denilmekte: Antik Siegeum bu burnun üstündeydi. Burası, buradakilere karşı duyulan bir kıskançlık nedeniyle Troyalılar tarafından tahrip edilmiştir. Şimdi ise burada Yenişehir (Ienechahere), ama daha çok Gavurköy (Jaurcui) olarak adlandırılan yerleşme var. Yerleşmede iki tane Grek kilisesi var, bunlardan birinde o ünlü Sigean yazıtını gördüm. Beyaz mermerden bir lahtin parçası var, üstündeki bazı kabartmalar oldukça ince işçilik ürünü; aynı zamanda mezzo relivo (alçak ve yüksek kabartma arasındaki eserler) de var. Ellerinden kırılmış, oldukça özenle yapılmış, elinde bir alet tutan genç bir adam, tam da buradan kırılmış, sadece sonundaki bir mızrağın sapı olabilecek bölüm görülüyor; gencin yüzünde melankolik bir ifade var. Bu büyük bir ihtimalle, kendisini öldüren mızrağa bakan Akhilleus'u (burada ona büyük saygı gösterilmiştir) betimlemiştir...

Bir sonraki gün, ayın yirmi dokuzunda benimle gitmek için iki tane yeniçeri tuttum, çünkü burada yol oldukça tehlikeli olmaya başlıyor. Sigean burnunun güney doğusundan devam eden alçak tepede üç tane küçük yükselti var, bunlar küçük vadilere ya da çöküntülere ayrılıyorlar. Bundan sonraki burunda Sigeum var. Yaklaşık bir mil uzaklıktaki ikincisinde köy yok, ama buranın güney doğusunda bir tepecik var, arasında ise bir çöküntü var. Üçüncüsü ise iki tane küçük yükselti;,üçüncü yükseltide ise Hristiyanlar tarafından oturulan Yeniköy (Inenecuie) var. Güney doğuya doğru dördüncüsü var, burası kuzeye doğru genişlemekte ve burada iki nehir kesişmekte. Yüksek bu tepelik kuzey doğuya doğru bitiyor. Burada Bujek (Üvecik ?) olarak adlandırılan köye ulaştım. Etrafta yoğun kalıntılar var, çok sayıda kırılmış sütün ve mermer parçaları ortalığa dağılmış ve yaklaşık çeyrek saat sonra Bozköy'ün (Boscui) mezarlık alanı var. Burada çok sayıda işlenmiş taş, sütün ve yapı saçağına ait parçalar var. Bence burası bir zamanlar antik Minerva tapınağıyla ünlü olan Ilium'un yeri. Büyük İskender, Granikos zaferi sonrasında buraya gelmiş ve burasını bir kente dönüştürmüş. Onun ölümü sonrasında Lysimachus tarafından güzelleştirilmiştir. Anlatılanlara göre Scamender ve Simois bu yerin altında birleşmekte ve eski Troya büyük bir ihtimalle bu iki nehrin birleştiği yerin üstündeki tepelerde olan Ilian köyündeydi. Ilium'un olduğu bu yükselen tepenin kuzey doğusunun bitiminde, bir ihtimalle Aisyetes'in (Troyalı savaşçı Alkathoos'un babası, R.A.) mezarı olabilecek bir tümülüs var. Burası modern yerleşmeye giden yolda eski Ilium'dan beş stadia ( 185 m. R.A.) daha uzakta...

İlium'un harabeleri olduğu sanılan yerden yaklaşık altı mil doğuya doğru, İda Dağı'nın eteklerindeki Üsküpçü (Eskiupjee) olarak adlandırılan köye gittim, öncesinde ağaya benden bahsedilmişti. Burada gümüş, kurşun, bakır, demir ve şap maden ocakları var. Çok fazla kazanç sağlamıyor. Çalışılmasına izin verilse, ürünün sadece beşte birini valiye ödemek durumunda. Bu işi çoğunlukla, adalar ya da başka yerlerden kaçan Rumlar (Grekler) yapıyor. Ocaklar tavşan deliği gibi, bu nedenle ne halat ne de merdiven gibi şeylere gerek duyulmuyor. Şap taşı, kireç taşı gibi çukurlarla kazılıyor, yakıldıktan sonra suda kaynatılıyor, yeteri kadar süzülünce şap katılaşıyor ve güherçile (Kaluimnitrat) gibi işlem görüyor...

Maden ocaklarından Bozcaada'nın (Tenedos) karşısındaki Troas, ya da Alexandria'ya gitmeyi planlamıştım. Ancak ağa bana oraya kesinlikle gitmemem gerektiğini söyledi. Çünkü paşa, artık Eskistambolu (Eski İstanbul) olarak adlandırılan yer, ya da onun yakınlarındaki diğer yerleşmelerde, tüm bölgeye korku salan haydutları aramaya başlamış ve onları ele geçirmek şansı oldukça yüksekmiş. Bu nedenle ben de kaleye başka yoldan dönmeye karar verdim. Buna rağmen risk alarak iki mil (bir mil yklş. 1600 mt R.A.) batıdaki Kızkalesi (Kis-Kalesi) olarak adlandırılan, konik kaplı bir şekeri andıran kayalık bir tepeye doğru gittik. Yukarı doğru dolambaçlı bir yolu var. Zirvede ise köşelerdeki yuvarlak kulelerle korunmuş harabe şeklinde kalesi görülmekte. Kale aceleyle yapılmış izlenimi vermekte. Batıda diğerlerine göre daha aşağı doğru olan savunmalı bölümleri var. Bu bölümde kayalıklara kazılmış çok sayıda sarnıç var. Kayalıkların içinde yaşayan fakir Türkmen (Turcomenlerden) olan Yörüklerin (Urukelerin) çadırlarına doğru yürüdük. Sadece koyun ve keçi besleyerek geçiniyorlar.

Ayın otuzunda maden ocaklarından ayrıldık ve kuzey batıya doğru yaklaşık beş mil yol aldıktan sonra Ezine (Enai) isimli kasabaya ulaştık. Biraz aşağısında Ezine Çayı (Enaichaie), Karamenderes (Skamender) nehriyle birleşmekte. Burası, Carasena bölgesi olarak isimlendirilen yerden çıkıp Karamenderes (Scamander) nehrine dökülen Andrius nehri olmalı. Paşa, adamlarıyla birlikte, bölgeyi haydutlardan temizlemek için buraya gelmiş. Şehrin dışında önceki günlerde yakalanan iki kişiyi kazıklara bağlı bir şekilde gördüm. Buradan Karamenderes (Scamander) boyunca yol aldım ve eski Troya'nın olduğu (Pınarbaşı-Ballıdağ R.A.) tepeyi geçip, Dümrek Çayı (Simois) ve Thymbrius'a doğru yöneldim; doğuya döndüm, bir süre sonra Asya kalesi ya da Çanakkale'ye (Dardanel) ulaştım...

Bursa ve İznik'i (Boursa ve Nice) ziyaret ettikten sonra Çanakkale'ye (Dardanell) geri döndüm, daha sonra Bozcaada (Tenedos) yakınlarındaki Eski İstanbul'a (Eskistambole) gittim. Alexandria ya da Troas olduğu tahmin edilen burayı Antigonus kurmuş ve Antigonia adını almış; daha sonra Lysimachus tarafından yeniden inşa edilmiş ve büyük komutan Büyük İskender'in onuruna Alexandria olarak adlandırılmıştır. Augustus tarafından Roma kolonisi yapıldığı düşünülmekte. Burası Bozcaada'nın (Tenedos) karşısındaki, git gide yükselen bir tepenin bittiği kayalıkların üstünde yer almakta. Dört mil çapındaki duvarlar yüzeyde görülmekte, kent planını elli yedinci çizimde görebilirsiniz. Kuzey batı köşesinde kule A'nın kalıntıları var; bunun altında batıya doğru, denizle yükseltiler arasında yer alan ova yer almakta; burada eski liman ya da gölün kalıntıları var; yaklaşık yarım mil çapında, denizle bağlantısını ise denizden çeyrek mil uzunluğundaki kanallar sağlamakta. Güney doğudaki eski duvar kalıntıları boyunca, çeyrek milden biraz daha fazla mesafede yerin içine doğru oyulmuş hipodrom ya da C alanına geldim; bunun planını D'nin altında görebilirsiniz. Buranın doğudaki bitiminde önemli bazı yapıların kalıntıları yer almakta ve güneye doğru ise bir tür derin nehir yatağı kanal gibi (E) denize doğru gidiyor. Burası kışın limanın dolgusunu aşağıya dökmek için kullanılmış olmalı. Buranın doğusunda dolambaçlı bir vadi var ve onun arkasında, büyük tapınak F'nin olduğu yüksek alan yer almakta...

Kentin duvarları doğu batı yönünde bir mil uzunluğunda olmalı, kuzeyden güneye doğru ise yaklaşık bir mil kadar: Bu iki duvar ve yapı, özellikle de birinci büyük tapınak, şu anki hükümdarın tahta çıkar çıkmaz verdiği emir ile İstanbul'un (Constantinople) kamu yapılarında kullanılmak amaçlı sökülerek taşınmıştır. Söylendiğine göre sultan bu işi, burada büyük hazine bulunacağını söyleyerek kandırdığı bir dönmeye yaptırmış...

İki Grek kayıkçıyı bana eşlik etmeleri için yanıma aldım, ancak her ikisi de korku ve tembellikten beni terk ettiler. Ben de her şeyi hiç kimsenin yardımı olmadan yaptım, ama kendi hizmetkârlarım çok tehlikeli işleri gerçekleştirdiler. Buradan Bozcaada‘ya (Tenedos) denizden giderken, Sigean burnunda ikinci ve üçüncü tepenin arasındaki höyüğü gördüm, denizden net bir şekilde görünüyorlardı. Bu höyük büyük bir olasılıkla Akhileus'un mezarı olmalı, dördüncü tepenin üstünde büyük beyaz bir leke gibi gözüken ise Aysetes'in mezarı olmalı. Bu şehrin tüm arazisi ve duvarlarla çevrili alan da ağaçlarla dolu; burada yaşayanlar tarafından kesilen bir tür meşe palamudu olan bu ağaçlar, ahşap olarak İtalya'ya ihraç edilmekte.

Çanakkale'ye (Dardanell) döndükten sonra, otuz bir Temmuzda kuzeye, Lapseki'ye (Lampsacus) doğru yola çıktım. Bu kent ile Abydos arasında Homeros'un adını saydığı bazı yerler antik dönem coğrafyacıları tarafından bilinmemekte; bunlardan bir tanesi, Selleus nehrinin yakınlarındaki, Arius'un (Homeros Destanlarında Troya'nın müttefikleri olarak anlatın Dardanell'in yakınlarındaki Arisba kentinin lideri Arius'dur, R.A.) hükümdarı olduğu Arisba'dır.

Kaleden yaklaşık iki saat ya da dört mil kuzeyde, Musaköy Çayı (Mussacui-Chaie) olarak isimlendirilen nehir var. Bu nehir eski Selleus, hafif bir yamaçta yer alan Musaköy (Mussacui) köyü ise antik Arisba olmalı. Dört mil ilerde ise Bergaz Çayı (Borgas-Chaie) olarak adlandırılan nehir var; burası ise ozan tarafından adı anılan Pactius nehri olmalı. Ovanın arkasındaki yamaçta, Bergaz (Borgas) isimli çok güzel bir köy var. Köyün bir bölümünde bin pınarlar olarak adlandırılan çok sayıda kaynak suyu var."