
"6 Martta sabahın erken saatlerinde gemiyle yola çıktık ve akşama doğru Sestos ve Abydos kalelerinin olduğu yere vardık. Birisi Asya diğeri Avrupa'da olan bu iki güçlü kaleye Türkler Bogazhisar diyorlar. Bu denizin kalesi anlamına geliyor ve kaleler ya da liman Türkler için Hellespont Denizi ile aynı. İki kale arasındaki mesafe çok fazla değil. Kalelerin ikisi de yüksek tepelerde yer almakta ve dağlarla korunmakta, ancak çok sağlam değiller: çok eskiler ve onarım gerektiriyorlar. Aşağı ya da yukarı gitmek isteyen gemilerin tümü, aynı yere demir atıp, sessizce bekleyip Kaptana geldiklerini bildirmek zorundalar. Türk ya da Hristiyan gemisi olsun hepsi Kaptan tarafından kontrol ediliyor. Bu noktada Kral Kserkses, 700.000 salla köprü yapıp ordusunu karşıya geçirmiş.
Bu kaleler, şair Ovidusun şiirlerindeki iki sevgili, Abydoslu Leandro ve Sestoslu Hero ile çok ünlü...
...
7 Martta Hellespontum ya da Gelibolu Boğazı'ndan geçip, ismini çok eski bir Alman kraliçe olan Aigen/Aventineus olan Ege Denizi'ne (mare Aegeum) doğru yol alıyoruz. Plinus'a göre bu ismi boğaya benzer bir kayadan almış, çünkü Tenedo ve Chio (Bozcaada ve Sakız Adası) arasındaki kayalık alan bir Boğaya benziyor. Türkler buraya beyaz deniz anlamına gelen Ak Deniz, İtalyanlar ise Arrcpelago (Yarımada) diyor. Sol tarafımızda eski ve ünlü kent Troya'yı görüyoruz; ancak buraya çok eski zamanlardan beri yerleşildiği için etrafta hic bir yapi ayakta kalmamiş, sadece deniz kenarinda bir tepenin üstünde eski bir duvar görülüyor, ama harabe halinde. Daha önce de belirttiğim gibi Türkler, kiliseler ve hamam benzeri yapılarin taşlarını götürüp bina yapımında kullanıyorlar. Bu durum sadece Troya icin soz konusu degil, Troya'nın üst tarafında yer alan Enzico'da da (İznik?) aynısını yapmışlar..."