Hayatı hakkında çok fazla şey bilinmeyen William Knight'ın, özel olarak kendi başına gezdiği ve deneyimlerini yayınladığı bilinmektedir. Çanakkale'ye 1839 yılında gelen Knight, burayla ilgili deneyimlerini farklı yıllarda yayınlar. Diplomatik ya da askeri amaçla seyahat etmediği bilinen William Knight'ın, kendi başına kültürel geziler yapan bir İngiliz soylusu olduğu tahmin edilmektedir:

"Güneş batmadan Asya kıyısına çıktık. Bir saatlik yürüyüşümüz sırasında yüzlerce kırmızı bacaklı keklik uçmaktaydı ve çok sayıda kaplumbağa gördük. Avusturyalı denizciler ikincisinden çok sayıda yakalayıp, akşam yemeği için güverteye götürdüler. Sonraki sabahın erken saatlerinde (etezyen rüzgârları halen esmekteydi) gemideki kayıklardan bir tanesiyle, demir attığımız yerden yaklaşık altı mil uzaklıktaki genelde Sultanieh Kaleh olarak isimlendirilen, Killid Bahr'in hemen karşısındaki, Asya kıyısında yer alan Çanakkale Kentine (Tchanak Kaleh) gitmeye karar verdim. Çanakkale Boğazı (Hellespont) bu iki kent ve kaleler arasında sadece üççeyrek mil genişliğinde. Burası tüm boğazın en dar yeri; aradaki mesafe Avrupa'daki yeni kale ile Asya arasında dört leaguse, kıyıdan kıyıya olan genişlik ise iki mil. Tchanak Kaleh ismi, kentteki çanak çömlekten gelmekte ve aynı zamanda benzeri unvanı taşımakta. Burada altı yüz asker ve yirmi top ve on sekiz taş toplar var. Kayıkla kalenin hemen altından geçtik ve hemen kalenin altında karaya çıktık. Gördüğüm sahneyi hiçbir zaman unutmayacağım. 1836 yazında meydana gelen bir yangında, pek çok konsolos binası, paşanın sarayı, bir cami ve birkaç yüz ev tümüyle yanıp gitmişti. Bu olayın on iki ay sonrasında yıkıntılar halen durmaktaydı. Caminin minaresi, yangının etkisiyle her tarafı siyahlaşmış bir şekilde, sanki o olayın şahidi gibi uzun bir sütun gibi durmaktaydı. Etrafında ise suyun olduğu köşelere kadar kurulan çadırlarda gerekli işler görülüyordu; içlerinde o kadar çok mal vardı ki, ucuzca alış veriş yapılabiliyordu. Kentin bu bölümündeki sultana ait malların, kalenin yakınında açık bir mekân olarak subayların askeri amaçları için yeniden yapılacağı söyleniyor. Meydanın genel görünüşü oldukça dikkat çekiciydi. Orada burada çöp yığınları, bazı konsoloslukların milli renklerdeki bayrakları görülmekte; arkada şehir uzanmakta, sağda kale duvarları, solda ise çanakçıların dumanları; rengârenk çadırların arasında geziniyorduk. Günlerden kent pazarının olduğu Çarşamba günüydü. Develer her türlü malı tembelce hareketlerle taşıyorlar ya da diz çökerek malı bir yere boşaltıyorlar...
Kalabalık içinde dolaşan bir kişiyi hiç unutmayacağım. Ayakkabıları doğululara özgü olmayan bir biçimdeydi. Ona değinmemin nedeni gelecekteki yolcuların bu kişinin uzun yıllardık Çanakkale'de İngiliz konsolosluğu yapmış kişinin torunu olduğunu bilmelerini istiyorum. Aile şu anda çok zor durumda; bu İngilizlerin, bir zamanlar ki konukseverliğini; Tarragona ailesinin İngiliz bayrağı koruması altında olduğunu, zor zamanlarda Franklara ne kadar iyi davrandığını, bir sivil görevlinin onurla başarılı bir şekilde bu yaptığını azı bilir. Çok az kişi Çanakkale'den geçerken bu ailenin bir zamanlar nasıl olduğunu bilmekte ve bu durumu düzeltmek için hiç bir şey yapmamaktadır. Birçoğu kendilerini ailelerine yapılan iyiliklerin karşılığı olarak kendilerini bu aileye yardım etme konusunda sorumlu hissediyorlar. Lord Palmerston her yıl bu aileye bin piaster vermeyi taahhüt etmiş...
Çanakkale'deki baş yönetici olan Paşa, Kilit Bahr'de değil de genelde Çanakkale'de (Tschanak Kaleh) oturuyor. Eski kale daha güçlü, ama bir hatası var, o da askerler için yeteri kadar kalacak yerin olmaması. Yer alan barakalar kaleden yarım saatlik mesafede. Paşa burada oturmuyor; dar bir sokaktaki dükkânların arkasındaki bir sarayda kalıyor. Haremi için ise Avrupa yakasındaki daha sağlıklı olan Killid Bahr'i tercih ediyor. Onların sarayı bakıldığında bir kalbe benzeyen kaleye bitişik. Tüm Frank konsolosları Tchanak Kaleh'de oturuyor, İngiliz Bay Lander hariç; maalesef evi iki kere yangında tahrip olmuş. Bu nedenle o da komşu Erenköy'de (Erin-Keuy) oturuyor... 1838 Martında Bay Lander'ı Erenköy'de (Erin-Keuy) ziyaret ettim, sadece cömert bir misafirperverlikle değil, ama aynı zamanda oldukça entelektüel sohbetle karşılandım...
Çanakkale (Tchanak Kaleh) ovaya kurulmuş, kaleler ise yerleşmenin en güneyinde, Rhodius ve Dardanus olarak isimlendirilen küçük nehre bakıyor. Kuzeye doğru ise yol yangında temizlenmiş açık bir alandan geçiyor. Sağda ise uygun bir iskelesi olan İngiliz konsolosluğu var, caddeye doğru pek çok dükkân var, içleri çanak çömleklerle dolu. Sol tarafta birçok konsolos binası yer alıyor, sağda buharlı gemi bürosu ve küçük bir cami var. Doğruca ilerlediğinizde cadde genişliyor ve bir şarap dükkânının ve Hacı Cafer küçük mezarlığının yanından geçiyor; burası yüzmek isteyenlerin en sevdiği yer. Rus konsolosluğunun yanında, solda bir dizi yel değirmeni var. Burada aynı zamanda çömlekçiler ve içinde birkaç tane selvi olan büyük bir mezarlık bulunuyor. Burada ya da yakınlarda atlılar yok. Kentin dışına çıktıkça Sarıçay'ın (Rhodius) etrafından bir daire çizdiğinizde, genel olarak sazlık, içleri ise oldukça ağaçlık birkaç muhteşem bahçelikler var. Nehrin sağ seti, kış aylarındaki taşkınlardan korunmak için bir duvarla çevrilmiş. Bu civardaki bağ bahçe işleri, Homs ve Konya savaşından sonra, Ruslar tarafından 1832 yılında, İbrahim Paşa'nın çıkarı için bırakılmış. Kentte yaklaşık iki bin ev var, genel olarak ahşaptan yapılmış ve mahallelere ayrılmış. Bunlar Yahudi, Yunan, Müslüman ve Ermeniler olarak birbirlerinden ayrılmakta. Ana cadde daha güzel, evler burada tek tipleşiyor, temiz, genel olarak açık cepheye sahip. Kahvehaneler (cafeneh) berberler (behrberhs) ya da pastahaneler (şekeljee) en çok dikkati çekenler. Burasının havası Çanakkale'nin (Tschanak Kaleh)içinden farklı, İngilizlerin etkisi hiç yok gibi; Cacoucho Ruso, İngiliz konsolosunun yardımcısı (dragoman) küçük bir grup için yeteri kadar yere sahip. Kentteki eğlence hayatı, buraya gelen gezginleri birkaç gün oyalayacak kadar değil. Ancak çevresi ise, Troya Ovası, birçok kişi tarafından ziyaret ediliyor. Caocoucho Russo, Karamenderes (Scamender) ve Dümrek Çayı'na (Simois) bir gezi yapmak için en iyisi olmasa da, iyi bir rehber.
Birkaç gün onun evinde kaldım; bana oldukça saygı gösterdiler. Türk usulü akşam yemeğini tattım, sofa ya da kilimin üzerinde oturdum, maun ahşap masanın yerine, kalaylı yuvarlak sinide yedim, gece ise yerdeki bir yatakta en yumuşak pamuktan yapılmış Bursa çarşaflarının üstünde, kırmızı ipekle örtülü, altın işlemeli yorganın altında yattım. Böylece sultandan daha rahat bir şekilde uyudum, pilav ve dolmanın ve daha başka birçok lezzetli Türk yemeklerinin tadını çıkardım. Sultan kadar değilse bile onun vezirlerinden daha konforluydum. Gündüz vakti ne "Karagöz" ne de deve güreşi görmesem de, zamanımı caddelerde yürüyerek geçirdim. Cami ve havrayı ziyaret ettim; her Pazar günü Frank saati akşam sekizde "Tekke"de dönen dervişlerin başı Hacı Hasan Efendi ile ilginç bir sohbet gerçekleştirdim ve yeniden hafta içinde adı çok geçen "hoca kadın"ın ya da liman kaptanının karısı olan bir falcı kadının yeteneklerini denedim. Bazen de mezarlıktaki cenaze törenlerini izledim, tüm sınıftan insanların içine karışmaya çalıştım. Pek çok Yahudi ailesini ziyaret ettim. Konsolos yardımcılarının (gragooman) yardımıyla yeni oyun Tchelendron'un keyfini çıkardım. Nerdeyse sonu gelmez "Dindar ve Derviş ve Denizin Tuzu Nerden Geliyor" masallarını dinledim; kahve içtim, tatlılar yedim ve çubuktan içtim ve bu kadar güzel kadınların nasıl ustaca nargile içtiklerine ya da çocuklarını aşı olmaları için ne kadar acı çektiklerini gördüm...
Çanakkale'nin çatılarının üstünden bir düzine cami minaresi gözüküyor, her biri camilerin nerede olduğunu gösteriyor. Minarelerin küçük, dönerek çıkan galerilerinden her gün beş kere imam cemaati namaza çağırıyor. Kentte, yanılmıyorsam birkaç yıl önce gömülen İngiliz konsolosunun olduğu yerde Greklerin de kilisesi var. Bunun dışında Hristiyanların ibadet ettikleri bir yer, küçük bir ev daha var. İstanbul'dan buraya gelen Katolik rahip Fumelli, 1838 baharında burada göreve başlamış. Cemaati çok değil, yaklaşık on beş on altı kişi."